Türkiye’den Japonya’ya, Fransa’dan İngiltere’ye: Kitapla kurduğumuz fiziksel bağ neden zayıflıyor?
DOSYA HABER | KÜLTÜR-SANAT
Bir kitapçı kapanır. Kapısına bir süre “Kiralık” yazısı asılır. Sonra vitrin değişir.Raflar sökülür. Kitap kokusunun yerini başka bir mağazanın kokusu alır.Bir süre sonra oradan geçenler, o dükkânda bir zamanlar kitapların yan yana durduğunu bile hatırlamayabilir.
Oysa dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan gelişmeler, bunun yalnızca bir dükkânın kapanması olmadığını gösteriyor.
Türkiye’den Japonya’ya, Fransa’dan İngiltere’ye kadar fiziksel kitapçılar ekonomik baskılar, yükselen işletme maliyetleri, çevrim içi alışveriş, değişen tüketim alışkanlıkları ve okuma kültüründeki dönüşümle mücadele ediyor.
İşin paradoksal tarafı ise şu:
Kitaplar ortadan kalkmıyor. Tam tersine, kitap üretimi artıyor. Türkiye’de 2025 yılında yayımlanan kitap sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10,1 artarak 80 bin 921’e ulaştı. Yani raflara giren kitapların sayısı azalmazken, o kitapların okurla fiziksel olarak buluştuğu mekânların geleceği tartışılıyor. (Veri Portalı)
Sorulması gereken soru tam da burada başlıyor: Kitaplar çoğalırken kitapçılar neden azalıyor?
TÜRKİYE’DE DEĞİŞEN MANZARA
Türkiye’de kitapçıların dönüşümünü görmek için yalnızca yeni açılan veya kapanan küçük işletmelere bakmak gerekmiyor.
Türkiye’nin en köklü kitapçılık markalarından Remzi Kitabevi bunun için dikkat çekici bir örnek sunuyor.
Remzi’nin Kasım 2019 tarihli kataloğunda İstanbul’da Akmerkez, Kanyon, Rumeli Caddesi, Carrefour, Suadiye ve Zorlu Center; Ankara’da Armada; İzmir’de ise Konak Pier ve Agora mağazaları listeleniyordu. (Remzi Kitabevi)
Bugün Remzi’nin resmî mağaza listesinde ise İstanbul’da Akmerkez, Kanyon, Rumeli Caddesi, Suadiye ve Zorlu Center, Ankara’da ise Armada bulunuyor. İzmir’deki Konak Pier ve Agora ile İstanbul’daki Carrefour mağazaları güncel listede yer almıyor. (Remzi Kitabevi)
Bu karşılaştırma bize tek başına bütün sektörün fotoğrafını vermiyor. Ancak önemli bir değişimi görünür hâle getiriyor: Geniş mağaza ağına sahip köklü bir kitapçı markası bile yıllar içinde fiziksel mağaza sayısını ve coğrafi yayılımını yeniden düzenlemek zorunda kalabiliyor.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu: Eski katalogda bulunan bir mağazanın bugün listede bulunmaması, tek başına kapanış tarihini veya kapanış nedenini kanıtlamaz. Fakat geçmiş ve güncel mağaza listelerindeki fark, kitapçılık sektörünün fiziksel ağında yaşanan dönüşümü belgeleyen somut bir göstergedir.
EN BÜYÜK ÇELİŞKİ: DAHA ÇOK KİTAP, DAHA AZ FİZİKSEL ALAN
Türkiye’nin yayıncılık verileri ise oldukça ilginç bir tablo ortaya koyuyor. 2025 yılında 80.921 kitap yayımlandı. Yayımlanan toplam materyal sayısı ise 100.545’e ulaştı. Kitap üretimindeki artış yüzde 10,1 oldu. Yayınların yüzde 22,3’ünü akademik yayınlar, yüzde 21,1’ini eğitim yayınları ve yüzde 19,4’ünü yetişkin kurgu edebiyatı oluşturdu. (Veri Portalı)
Dolayısıyla mesele “artık kitap üretilmiyor” değil. Tam tersine: Kitap üretimi büyüyor. Fakat kitapla okur arasındaki geleneksel buluşma noktası olan fiziksel kitapçı, aynı hızla büyümüyor. İşte küresel dönüşümün asıl çelişkisi burada.
JAPONYA: 10 BİN KİTAPÇI SINIRI AŞILDI
Türkiye’deki tabloyu dünyanın başka bir ucuna taşıdığımızda çok daha çarpıcı rakamlarla karşılaşıyoruz. Japonya’da kitapçı sayısı Mart 2026 sonunda 9.993’e düştü. Bu sayı, 1998’deki zirvenin yalnızca yüzde 40’ından biraz fazla.
Daha da dikkat çekici olan ise son bir yıldaki hareketlilik:499 kitapçı kapandı, yalnızca 102 yeni kitapçı açıldı. Yani kapanan kitapçıların sayısı yeni açılanların neredeyse beş katı. (Japan Times)
Japonya gibi kitap kültürünün güçlü olduğu bir ülkede bile fiziksel kitapçının bu ölçekte gerilemesi, meselenin Türkiye’ye özgü olmadığını açık biçimde ortaya koyuyor. Üstelik Japonya’daki sorun yalnızca mağaza sayısıyla sınırlı değil. Kitapçının bulunmadığı yerleşimlerin sayısı da artıyor.Böylece mesele ekonomik olmaktan çıkıp bir erişim meselesine dönüşüyor:Bir insanın yaşadığı yerde kitapçı yoksa, kitapla fiziksel olarak karşılaşma ihtimali de azalıyor.
FRANSA: KİTAPÇI ÜLKESİNDE İLK KEZ TERSİNE DÖNEN DENGE
Fransa, kitapçıların kültürel hayatın önemli parçalarından biri olarak görüldüğü ülkelerin başında geliyor. Fakat Fransa’da da tablo değişiyor. Fransa Ulusal Kitap Merkezi’nin 2025 verilerine göre 83 kitapçı açıldı, 85 kitapçı kapandı.Üstelik bu, kurumun takip ettiği dönem içerisinde ilk kez kapanışların açılışları geçtiği yıl oldu. Aynı yıl 57 kitapçı başka işletmecilere devredildi. (Centre national du livre) 2024’te ise 135 yeni kitapçı açılmıştı. Dolayısıyla 2025’te yalnızca kapanışların artması değil, yeni kitapçı açma hızının ciddi biçimde yavaşlaması da dikkat çekiyor. (Le Monde.fr) Fransa örneği, kitapçıların yalnızca internetle mücadele etmediğini gösteriyor.
Kira.
Personel giderleri.
Sabit maliyetler.
Satış hacmi.
Okuma alışkanlıklarındaki değişim.
Alışveriş davranışlarının dönüşmesi.
Bütün bunlar aynı anda kitapçının karşısına çıkıyor.
İNGİLTERE: KAPANANLAR VAR, DİRENENLER DE
İngiltere ve İrlanda’daki bağımsız kitapçılar ise daha farklı bir hikâye anlatıyor. Booksellers Association verilerine göre bağımsız kitapçıların sayısı 2024 sonunda 1.063’ten 1.052’ye geriledi. (İngiltere ve İrlanda Kitapçılar Derneği)
Düşüş var. Ama tamamen bir çöküş yok. Çünkü İngiltere’de bazı bağımsız kitapçılar kendilerini yeniden tanımlamaya başladı. Kitapçı artık yalnızca kitap satılan yer değil.
Söyleşiler yapılıyor.
Okuma grupları oluşturuluyor.
Yazarlar ağırlanıyor.
Çocuk etkinlikleri düzenleniyor.
Kitapçı, mahallenin kültürel buluşma noktası hâline getiriliyor.
Bunun başarılı örneklerinden biri Daunt Books. Londra merkezli bu bağımsız marka, çevrim içi alışverişin baskısına rağmen büyümeyi başardı. Şirketin 2024 satışları 17,5 milyon sterline ulaştı ve bir önceki yıla göre yüzde 11 arttı. Mağazaların fiziksel atmosferi, seçki anlayışı ve çalışanların kitap bilgisi bu modelin önemli parçaları arasında. (The Times)
Buradan önemli bir sonuç çıkıyor:
Fiziksel kitapçının geleceği, internetle internet gibi yarışmasında değil; internetin veremediği şeyi sunabilmesinde olabilir.
ALGORİTMANIN ÖNERDİĞİ KİTAP MI, KİTAPÇININ KEŞFETTİRDİĞİ KİTAP MI?
Çevrim içi kitap alışverişinin büyük avantajları var. Aradığımız kitabı saniyeler içinde bulabiliyoruz. Fiyatları karşılaştırabiliyoruz. Evden çıkmadan sipariş verebiliyoruz. Ancak fiziksel kitapçının başka bir özelliği var: Bize aramadığımız kitabı gösterebiliyor.
Bir rafta karşılaşılan bir kapak… Bir görevlinin “Bunu da okuyabilirsiniz” demesi… Yan yana duran iki kitabın oluşturduğu merak… Bir yazarın daha önce hiç bilinmeyen bir kitabını keşfetmek… Bunların hiçbiri yalnızca “satın alma işlemi” değil. Bunlar okuma kültürünün kendisi.
İnternet bize çoğu zaman aradığımız kitabı buluyor. İyi bir kitapçı ise bazen aramadığımız kitabı bulduruyor. Aradaki fark küçük görünse de kültürel olarak çok büyük.
SORUN YALNIZCA İNTERNET DEĞİL
Kitapçıların kapanmasını yalnızca Amazon, çevrim içi satış veya e-kitaplarla açıklamak da kolaycılık olur. Sektörün karşılaştığı sorun daha geniş. İnsanların dikkat süresi değişiyor. Boş zamanın önemli bir bölümü ekranlara kayıyor. Kısa içerikler çoğalıyor. Dijital eğlence seçenekleri artıyor. Kitabın kendisi bile artık farklı formatlarda tüketiliyor.
Basılı kitap.
E-kitap.
Sesli kitap.
Dijital abonelikler.
Bütün bunlar kitabı ortadan kaldırmıyor. Ama kitabın hayatımızdaki yerini değiştiriyor. Dolayısıyla kitapçı artık yalnızca başka kitapçılarla değil, insanın sınırlı zamanı ve dikkati için de mücadele ediyor.
KİTAPÇI KAPANINCA NE KAYBOLUYOR?
Bir kitapçının kapanışını yalnızca ticari bir olay olarak görmek kolay. Oysa kitapçı aynı zamanda kültürel bir mekân. Bir çocuğun ilk kitabını seçtiği yer. Bir öğrencinin araştırma yaparken uğradığı yer. Bir okurun yeni bir yazar keşfettiği yer. Bir yazarın okuruyla buluştuğu yer. Bir şehrin edebiyat hafızasının parçası.
Bu nedenle kitapçının kapanmasıyla yalnızca bir işletmenin tabelası ortadan kalkmıyor. Şehrin kültür haritasındaki bir nokta da siliniyor. Japonya’da kitapçı sayısının 10 binin altına düşmesi bu nedenle yalnızca istatistiksel bir veri değil.
Fransa’da kapanışların açılışları geçmesi de yalnızca ticari bilanço değil.
İngiltere’deki bağımsız kitapçıların ayakta kalma mücadelesi de yalnızca perakende sektörünün hikâyesi değil.
Hepsinin ortak noktasında aynı soru var: Kitapla insan arasındaki fiziksel temas nasıl korunacak?
PEKİ KİTAPÇININ GELECEĞİ YOK MU?
Tam tersine. Belki de geleceğin kitapçısı, geçmişin kitapçısından farklı olacak;
- Daha küçük olabilir.
- Daha seçici olabilir.
- Daha fazla etkinlik düzenleyebilir.
- Bir yayıneviyle ortak çalışabilir.
- Kafe veya kültür merkeziyle birleşebilir.
- İkinci el kitaplara ağırlık verebilir.
- Çocuklara, gençlere veya belirli edebiyat türlerine odaklanabilir.
- Mahalle ölçeğinde bir kültür merkezine dönüşebilir.
Çünkü internetin güçlü olduğu alanlarda internetle yarışmak yerine, fiziksel mekânın benzersiz değerini öne çıkarmak daha anlamlı görünüyor.
İngiltere’deki bazı bağımsız kitapçıların başarısı da bunu gösteriyor. Bazı mağazalar kitap satmanın yanında etkinlik, topluluk ve deneyim üretmeye odaklanıyor. (The Week)
KİTAPLAR ÇOĞALIYOR, KİTAPÇILARIN ANLAMI DEĞİŞİYOR
Türkiye’de 2025 yılında 80 binden fazla kitabın yayımlanması, Japonya’da kitapçı sayısının 10 binin altına düşmesi, Fransa’da kapanışların ilk kez açılışları geçmesi ve İngiltere’de bağımsız kitapçıların hem küçülüp hem de yeni modeller geliştirmesi aslında tek bir hikâyenin farklı parçaları.
Bu hikâye “kitapların sonu” değil. Daha çok kitapla kurduğumuz ilişkinin dönüşümü.
Kitap yok olmuyor.
Okur yok olmuyor.
Yayıncılık da yok olmuyor.
Değişen şey, kitabın okura ulaşma biçimi.
Ve belki de bundan sonra kitapçıların kendilerine sorması gereken soru şu:“İnsanlar kitabı internetten daha hızlı ve daha ucuza alabiliyorken, neden benim dükkânıma gelsin?”
Cevap belki de fiyat değil.
Hız değil.
Kolaylık hiç değil.
Cevap:
Keşif.
Karşılaşma.
Sohbet.
Kültür.
Tesadüf.
Çünkü bir kitapçı, aslında kitap satılan bir yerden daha fazlasıdır. Bir kitapçı, insanın henüz tanımadığı bir kitapla karşılaşma ihtimalidir. Ve belki de gelecekte kitapçıları yaşatacak olan şey tam olarak budur: İnternetin bize bulamadığı kitapları bulmak.
Kitaplar çoğalırken kitapçıların azalması, çağımızın en büyük kültürel paradokslarından biri. Çünkü bir kitabı satın almanın binlerce yolu olabilir; ama o kitapla tesadüfen karşılaşmanın hâlâ bir adresi vardır: KİTAPÇI.
