Bazı müzelere girersiniz, eserlere bakar ve çıkarsınız. Bazılarında ise kapıdan içeri adımınızı attığınız anda tuhaf bir his peşinize takılır. Sanki biraz önce buradan biri geçmiş, sobanın üzerindeki çayı kontrol etmiş, sepetini sırtına alıp bahçeye çıkmış da siz birkaç dakika gecikmişsiniz gibi…Rize’nin Çayeli ilçesindeki Ahmet Hamdi İshakoğlu Doğal Yaşam Müzesi tam da böyle bir yer. Üstelik buranın hikâyesi daha müze kurulmadan önce başlıyor.
Çayeli’ne çeşitli eserler kazandıran Ahmet Hamdi İshakoğlu, yöresinin geçmişinin unutulmamasını istiyor. Vasiyeti üzerine çocukları tarafından yaptırılan müze 2012 yılında kuruluyor ve daha sonra Çayeli Belediyesi’ne devrediliyor. 2015 yılında ise Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından “özel müze” statüsü veriliyor. Fakat içeride öyle bir ayrıntı var ki, burayı sıradan bir etnografya müzesinden ayırıyor.Karşınıza çıkan insan figürlerine dikkatlice bakın. Çünkü o yüzler rastgele tasarlanmamış. Müzedeki figürlerin yüzleri yöre insanlarının yüzlerinden alınan kalıplarla hazırlanmış. Üstelik bu çalışmalar Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi bağlantısıyla gerçekleştirilmiş; müzenin iç dekorasyonunun hazırlanmasında da üniversitenin sahne dekorları ve kostüm alanındaki öğretim elemanları görev almış. Belki de müzeyi gezerken hissedilen o garip “birileri hâlâ burada yaşıyor” duygusunun sırrı biraz burada saklı.Çünkü karşınızda yalnızca geçmişi temsil eden cansız karakterler yok. O yüzlerde Çayeli’nin gerçek insanlarından izler var.
Bir başka şaşırtıcı ayrıntı da sergilenen eşyalarda gizli.Bunların önemli bir bölümü müze için sonradan yapılmış dekorlar değil. Yöre insanının geçmişte gerçekten kullandığı araç ve gereçler. Tarımda kullanılan aletlerden ev eşyalarına kadar birçok parça, bir zamanlar günlük hayatın sıradan bir parçasıyken bugün geçmişi anlamamızı sağlayan birer belgeye dönüşmüş durumda. Bence burayı gezerken eşyalara “eski eşya” gözüyle bakmamak gerekiyor. Bir düşünün… Bugün müzede gördüğümüz bir alet, yıllar önce bir ailenin geçimini sağlıyordu. Bir mutfak eşyasının başında yemek hazırlanıyor, bir sepet sırtta kilometrelerce taşınıyor, ahşap bir araç nesilden nesile kullanılıyordu.
Karadeniz’in hikâyesi biraz da böyle yazılmış zaten: büyük saraylarla değil, küçük evlerde verilen büyük emeklerle.Müzenin kendisi bile bu hikâyenin parçası. Yaklaşık 200 metrekarelik alan üzerine kurulan yapı tamamen ahşap malzemeyle inşa edilmiş. Dolayısıyla yalnızca içindeki eşyalar değil, onları çevreleyen yapı da ziyaretçiyi Karadeniz’in geleneksel dünyasına yaklaştırıyor. Çay kültürü de doğal olarak bu dünyanın önemli parçalarından biri. Fakat burada çaya yalnızca bardağa dökülen sıcak bir içecek olarak bakmak eksik kalıyor. Çay, Rize’de ailenin geçimine, çalışma düzenine, mevsimlere ve gündelik hayatın ritmine karışmış bir kültür. Bu nedenle burada gördüğünüz eski üretim araçları ve gündelik yaşam eşyaları arasında dolaşırken, aslında tek tek nesnelerden daha büyük bir şeyi okuyorsunuz: Bir bölgenin nasıl yaşadığını. Ve müzenin belki de en güzel tarafı tam burada ortaya çıkıyor. Gösterişli değil. Devasa salonları yok.Saatlerce bitiremeyeceğiniz koleksiyonları da yok. Ama küçücük bir alana koca bir Çayeli hafızası sığdırılmış. Bir köşede emeğin izini, başka bir köşede eski bir evin düzenini, birkaç adım sonra artık kullanılmayan bir aleti görüyorsunuz. Sonra dönüp insan figürlerinden birinin yüzüne bakıyorsunuz ve o yüzün gerçekten bu topraklarda yaşamış birinden iz taşıdığını bilmek bütün atmosferi değiştiriyor. İşte o anda müze olmaktan biraz çıkıyor burası. Sanki kapısı yanlışlıkla açık bırakılmış eski bir Karadeniz evine girmişsiniz de ev sahipleri birazdan geri dönecekmiş gibi…
Müze, Eskipazar Mahallesi, Ahmet Hamdi İshakoğlu Bulvarı, Çayeli/Rize adresinde bulunuyor. Resmî kültür envanterindeki güncel bilgilerde giriş ücretsiz, ziyaret saatleri ise 08.00–17.00olarak belirtiliyor. Millî Eğitim Müdürlüğünün güncel tanıtımında ziyaret günleri hafta içi olarak veriliyor. Gitmeden önce çalışma günlerini telefonla teyit etmek yine de iyi fikir.Çayeli’nden geçerken buraya yalnızca “bir müze daha görelim” diye uğramayın. İçeri girerken yüzlere dikkat edin.Eşyalara biraz daha yakından bakın. Çünkü burada sergilenen şey aslında eski sepetler, ahşap aletler ya da geçmişten kalan eşyalar değil. Bir zamanlar gerçekten yaşamış insanların gündelik hayatı. Ve belki çıkışta bir bardak çay içtiğinizde tadı değişmeyecek… Ama o bardağın arkasındaki hayatı artık biraz daha farklı göreceksiniz.
