Sıfır… Ne büyük bir sayıdır aslında. Temeli ne bu sayının ve ardında yatan felsefe ne diye düşündünüz mü? Doğu felsefesinde ve Batı felsefesinde nasıl bir anlam yüklenmiş bu sayıya ve ardındaki felsefi anlayışa? Gelin beraber inceleyelim.
Giriş
Arapça “boş olmak” anlamına gelen ṣafira fiilinden türeyen “sıfır” kelimesi, ilk bakışta yalın bir niceliksel yokluğu temsil ediyor gibi görünse de kavramsal olarak insanlık tarihinin en radikal ve dönüştürücü düşünsel sıçramalarından biridir. Yokluğun bir varlık, boşluğun ise sınırsız bir potansiyel olarak kavranması, yalnızca matematiğin ve ticaretin seyrini değiştirmekle kalmamış, Doğu felsefesindeki ontolojik uyanışlara, Batı medeniyetinin değer krizlerine ve modern kuantum kozmolojisinin evren tasavvuruna zemin hazırlamıştır.
Dilbilimsel Kökeni
Sıfır, Arapçada “boş olmak”, “içinde hiçbir şey bulunmamak” anlamına gelen ṣafira fiilinden türemiştir. Zifir de Türkçeye yine arapçadan geçen ve “zifiri karanlık”, “katran, koyu siyah” anlamında kullanılan zifir kelimesi ile “sıfır” fonetik olarak benzerlik gösterse de farklı anlam köklerine sahiptir.
Arapça ṣifr kelimesi, Orta Çağ’da Latinceye ciphra veya zephirum olarak geçmiş, zamanla İtalyancada zero, İngilizcede cipher (şifre/kod) ve zero kelimelerine dönüşmüştür.
Kavramsal Kökeni
Kelimenin kendisi Arapça olsa da, sıfırın hem bir sayı (varlık) hem de bir basamak (boşluk tutucu) olarak kullanımı Hint matematik ve felsefi düşüncesinden doğmuştur.
Şunya, Sanskritçede “boşluk”, “yokluk”, “hiçlik” anlamına gelir. Hint felsefesinde (özellikle Budizm ve Hinduizm’in Advaita Vedanta ekolünde) “Şunyata” kavramı, evrenin özündeki Mutlak Boşluğu ve potansiyeli temsil eder.
MS 5.–7. yüzyıllarda Hint matematikçi Brahmagupta, boşluğu temsil eden “Şunya” kavramını matematiksel bir operasyon unsuru haline getirmiş ve bir çember/nokta sembolüyle göstermiştir.
Peki Hint felsefesindeki bir kavram, Arap dünyasına nasıl geçmiştir? MS 8. yüzyılda Hint matematik metinleri Bağdat’a taşındığında, İslam alimleri Sanskritçe “Şunya” (boşluk) kelimesini birebir Arapçaya çevirerek “Sıfır” kelimesini kullanmışlardır. Harazmî bu sistemi geliştirmiş ve Batı’ya aktarmıştır.
Kısaca, Sıfır kelimesi dilsel olarak Arapça kökenlidir fakat temsil ettiği kavramsal ve felsefi derinlik, Hint düşünce sistemindeki Boşluk (Şunya) anlayışına dayanmaktadır.
Budizm ve Hinduizm’deki Şunyata (Boşluk) Felsefesi
Şunyata, tam kelime anlamıyla “boşluk” veya “hiçlik” demek olsa da, Batı düşüncesindeki Pasif Nihilizm veya “yokluk” anlamı taşımaz. Aksine hem Budizm hem de Hinduizm’de varlığın ve gerçekliğin özünü tanımlayan son derece dinamik bir felsefi kavramdır.
- Budist felsefede (özellikle Mahayana geleneğinde ve Nagarjuna’nın Madhyamaka yani Orta Yol okulunda) Şunyata felsefesinin merkezinde yer alan temel fikirler şunlardır;
- Kendiliğinden olan bir öz yoktur (Anatta/Anatman). Hiçbir nesne, düşünce, duygu veya canlı, diğer şeylerden bağımsız, kalıcı ve sabit bir “öz”e (svabhava) sahip değildir.
- Karşılıklı Bağımlılık (Pratītyasamutpāda) yasası varlığın temelidir yani her şey, başka koşullara ve nedenlere bağlı olarak var olur. Örneğin; bir ağaç, tohum, toprak, güneş, su ve zamanın etkileşimi olmadan var olamaz. Dolayısıyla ağaç, “kendi başına bağımsız bir varlık” ol
- Bir şey var olmadan önce, bir potansiyele sahiptir ve bu potansiyeli harekete geçmediği için boştur. Burada “şunyata” kavramı anlam kazanıyor. Şunyata bir var olmama durumu değildir, sınırsız potansiyeldir. Bir bardağın içi boş olduğunda suyla doldurulabilir, zihnin veya gerçekliğin sabit bir şekli olmadığında her şey tezahür edebilir. Kısaca boşluk, anlamsız değildir, içinde büyük bir potansiyeli barındıran fırsattır.
Sutra, boşluk kavramını olumlu bir anlamla şu şekilde özetlemektedir.
“Form boşluktur, boşluk formdur. Boşluk formdan ayrı değildir, form da boşluktan
- Hinduizmin Advaita Vedanta (İkiliksizlik) ve bazı Tantra ekollerinde Boşluk kavramı, Budizm’den farklı bir metafiziksel zemine oturmaktadır. Buna göre;
- Hindu felsefesinde Boşluk, Brahman’ın (Mutlak Gerçeklik/Evrensel Bilinç) henüz şekillenmemiş, niteliksiz (Nirguna) halidir. Kısaca boşluk, tüm tezahürlerin kaynağıdır.
- Varlık yaratılmadan önceki o mutlak sessizlik ve durgunluk hali “Şunya”dır. Bu boşluk bir “hiçlik” değil, tüm evreni doğuracak olan dolu bir potansiyel boşluğudur. Batı felsefesindeki “Hiçlik”, “Nihilizm” ile ayrıldığı nokta burasıdır.
- Zihnin ürettiği kavramların, etiketlerin ve ikiliklerin (iyi-kötü, var-yok) ötesine geçildiğinde ulaşılan saf farkındalık halidir boşluk. Dolayısı ile büyük bir potansiyeli barındırmaktadır.
Bu iki anlayış arasındaki farklılığı aşağıdaki tabloda görebilirsiniz;
Özetle Şunyata, varlığın içinin boş veya anlamsız olduğunu değil, her şeyin birbiriyle örülü, akışkan ve sabit bir kalıptan azade olduğunu ifade eder.
Eğer fizik ile ilgileniyorsanız ya da varoluş’un temelini araştırıyorsanız, bu boşluk ve içinde barındırdığı potansiyel, big bang öncesindeki mevcut durumun içinde barındırdığı güç ile ani bir enerji patlaması yaşaması ve evrenin oluşumunun başlamasını size anımsatmış olabilir. Peki bu anımsatma ya da önerme, fiziki olarak doğru olabilir mi? Kuantum fiziği bu önermeye nasıl yaklaşıyor?
Uzun uzun fizik formülleri ve önermeleri yazıp, okuyucuyu sıkmamak için kısaca özet geçeceğim.
Fizikte “tam ve ölü bir hiçlik” yoktur. Günlük hayatta sıfırı “boş bir kutu” gibi düşünürüz ancak kuantumfiziğinde sıfır, içinde devasa bir gücü saklayan sıkıştırılmış bir potansiyel tarlasıdır.
Kuantum Vakumu ve Sıfır Noktası Enerjisi
Bir uzay parçasından tüm maddeleri, atomları ve hatta ışığı çekip çıkarsanız bile geride “hiçlik” kalmaz. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi gereği, o zifiri karanlık boşlukta “Sıfır Noktası Enerjisi” denen bitmek bilmeyen bir kıpırtı vardır ve bu kıpırtı, gizlenmiş bir potansiyeli barındırır. Bu gizlenmiş potansiyel, sürekli var olup yok olan sanal parçacıklarla çalkalanan son derece canlı, kıpır kıpır bir güç denizidir. Tıpkı Hinduizm ve Budizm’de Şunya’nın yani boşluğun sahip olduğu potansiyel gibi.
Evrendeki tüm maddenin yarattığı pozitif enerji (+E) ile kütleçekimin yarattığı negatif enerji (-E) birbirini tam olarak sıfırlar. Yan yana geldiklerinde toplam değer “0” eder ancak bu sıfır, içinde koca bir evreni barındırır. Dolayısıyla evrenimiz, bu zifiri boşluktaki ani bir kuantum kıvılcımıyla, hiç yoktan ve “sıfır maliyetle” fışkırabilmiştir.
Özetle, kuantum fiziğinde sıfır, yokluk ya da çorak bir boşluk değildir. Sıfır, henüz patlamamış bir enerjinin, henüz akmamış bir zamanın ve henüz biçim almamış tüm imkanların tek bir noktadaki en yoğun, en güçlü halidir.
O zaman, 1600 yıl önce zaten Hint matematikçi Brahmagupta’nın bir forma büründürdüğü sıfır, kendisinin yetiştiği coğrafyanın dini inanışları ve kozmogoni kavramına göre bir hiçlik değil, potansiyel bir enerji barındırıyordu.
Ki kuantum fiziği de bu anlayışı doğrular niteliktedir.
Ünlü yazarımız Cemil Meriç’in yazdığı kitabın ismine gönderme yaparak bitiriyorum yazımı; Işık Doğudan Gelir…
Not: Bu yazımozda sıfır’ı yani boşluğu doğu felsefesi ve batının geliştirdiğini düşündüğü kuantum fiziği kapsamında inceledik çünkü batı felsefesi sıfır’ı basite indirgemekte ve barındırdığı derin anlamı tam analiz edememektedir. Bir sonraki yazımızda, Batı filozoflarının sıfır yani boşluk kavramına yaklaşımını inceleyeceğiz ve aradaki farkın ne kadar büyük olduğunu sizler de fark edeceksiniz.
Sıfırınız (potansiyeliniz) bol olsun…
