MUSTAFA ALİ ÖZTÜRK
Karın bir kokusu vardır. Çoğu insan bunu fark etmez. Ama ilk kar düştüğünde havaya yayılan o temiz, keskin, hafif metalimsi sessizliği çocukluğumdan beri tanırım. Kar yağmaya başladığında içimde tuhaf duygular dolaşır. Çocukluk anıları birer birer kapımı çalar. Kimi zaman şaşkınlık, kimi zaman mutluluk, kimi zaman da adı konulamayan bir özlem belirir içimde.
İşte yine böyle günlerden biriydi.
Sesli Mesaj Kaydı – 14 Ocak / 23:17
“Mira… telefonu açmıyorsun. Yine dağa çıktığını söylediler. Hava kötüleşiyor. Dön artık.”
Sesli Mesaj Kaydı – 14 Ocak / 23:46
“Bana kızgın olabilirsin. Ama bu kadar uzun sürmesin.”
Sesli Mesaj Kaydı – 15 Ocak / 00:12
“Babam öldüğünde sen bana demiştin ya; ‘Kaybolan her şey yok olmaz.’ Bunu senden öğrenmiştim.”
Kar yağışı üçüncü günün sonunda durmuştu. Kasabanın üst tarafındaki tepelerde arama ekipleri dolaşıyordu. İnsanlar artık Mira’nın bulunamayacağını fısıldıyordu.
Ben ise çocukken birlikte çıktığımız yamaca doğru yürümeye başladım.
Ayaklarım kara gömülüyor, her adımda sessizlik biraz daha büyüyordu. Öyle sessizdi ki kendi nefesim bile bana yabancı geliyordu.
Sonra karın içinde küçük, kırmızı bir çıkıntı gördüm.
Eğilip çıkardım.
Eski bir müzik kutusuydu.
Paslı kenarlarında hâlâ beyaz boya izleri duruyordu. Yıllar önce kaybettiğimizi sandığımız kutu…
Mira’nın en sevdiği şey.
Kapağını açınca boğuk bir melodi duyuldu. İçinde katlanmış bir kâğıt vardı.
“Eğer bunu bulursan…”
Yazıyı görünce ellerim titredi.
“İnsanlar birini kurtarmanın hep büyük şeyler olduğunu sanıyor.”
“Ama sen beni yıllar önce kurtarmıştın.”
“Annem gittikten sonra herkes güçlü olmam gerektiğini söyledi.”
“Sen hiçbir şey söylemedin.”
“Sadece yanımda oturdun.”
“O gün anladım; bazı insanlar konuşarak değil, kalarak sever.”
Kâğıdın altında bir tarih vardı.
Yedi yıl önce.
Bir anda hatırladım. O gün Mira saatlerce burada oyalanmış, bir şey sakladığını söylemeden gülümseyip durmuştu.
Arkamdan karın ezilme sesi geldi.
Döndüm.
Mira’ydı.
Yüzü yorgundu, saçlarının arasında donmuş kar taneleri vardı. Üzerindeki mont karla kaplanmıştı ama gülümsüyordu.
“Bulacağını biliyordum,” dedi.
Sonradan öğrendim olanları.
Dağda mahsur kalan yaşlı bir adamı fark etmiş, rotasını değiştirip ona ulaşmıştı. Yardım çağırabilmek için telsizini adamın yanında bırakmış, dönüş yolunda ise tipi yüzünden yönünü kaybetmişti. Arama ekipleri onu birkaç kilometre ötede bir dağ kulübesinde bulmuştu.
Kasaba günlerce yaşlı adamın nasıl kurtulduğunu konuştu.
Ben ise başka bir şeyi düşünüyordum.
Kaybolan şey müzik kutusu değildi.
Kaybolan, yıllardır birbirimize söylemeden içimizde sakladığımız şeylerdi.
Kar yeniden yağmaya başladı.
Ve bu kez havadaki o soğuk, metalimsi kokunun içine başka bir şey karışıyordu:
Mira’nın atkısından gelen hafif yasemin kokusu.
Bazen bulunan şeyler, kaybettiğini sandığından daha büyük olur.
