Yazar Ali Can
Söze sondan başlamak isterim. Bizi ilgilendiren satırlarla sizi baş başa bırakayım.
- Tarih huzurunda kendine bir ödev vermek ve hayatını buna adamak
- Dış şartların olumsuzluğundan hiç yılmadan işine odaklanmak
- Gayretle ve dava şuuruyla, gece gündüz çalışmak.
Yukarıda belirtilen üç prensibin toplandığı isim Eliezer Ben Yehuda’dır. Modern dönem siyonist İsrail devletinin yapı taşlarından birini döşeyen isim olarak da bahsedebiliriz. Bir devletin en net alametlerinden birisi olan özgün dil anlayışı için canla başla çalışan Ben Yehuda’nın hayatı ibretliktir.
1858 yılında o dönem Rus İmparatorluğu toprakları içinde kalan Luzki kasabasında doğmuştur. Adı itibariyle Yahudilikte “Tanrı’nın yardımı” anlamına gelen Eliezer “Atalar” anlamına gelen Yitzhak adı verilmiştir. Eliezer kendisinin haham olmasını isteyen ailesine karşılık olarak okuduğu okulu benimsememiş okulu bırakmıştır. Hayatının dönüm noktalarından biri de bu dönemde olmuştur. Dayısının yanında bir yeşivaya(medrese gibi) gitmiş. Orada kendi seviyesine uygun başka bir okula nakil olmuştur. Ben Yehuda aradığını bu okulda bulmuştur. Maskil(seküler Yahudi) olmayı da göze alarak modern dönem romanlarını -zor bulunan baskısıyla- İbranice diliyle okumaya başlamıştır. Oysaki İbranice o dönemde sadece bir din diliydi!
Dönemin hahamları İbraniceyi günlük hayatta kullanmayı haram saymışlardı. Hayat onu zor dönemde 1872 yılında genç Yahudi iş adamı Şlomo Naftali Herz Yonas ile karşılaştırdı. Yonas, ona büyük destek olmuştu. Aynı zamanda kızı Devora’yı da Ben Yehuda ile evlendirdi. Eliezer gazete köşelerinde İbranice’nin Yahudileri millet haline getirmedeki önemine vurgu yapmaya başlamıştı. O dönem Yahudiler dünyanın dört bir yanında dağınık haldeydi. Ben Yehuda’nın söylemleri bu dağınıklığa rağmen ilgi görmeye başlamıştı.
Ben Yehuda’nın yaptığı çalışmalar bu dönemden sonra Yahudi baron James de Rosthchild tarafından finanse edilmeye başlandı. Bu finansmanlarla Cezayir, Kahire gibi yerlere gitmişti. Aynı dönemlerde eşiyle birlikte İstanbul’da da bir süre kaldılar. Sonunda eşiyle Kudüs’e vardılar. Bir yandan da işler tam olarak onların istediği gibi değildi. Çünkü İbranice günlük yaşamdaki terimlerin birçoğunu karşılamıyordu. Seferadlar ve Aşkenaziler bile dil konusunda birlik değildi. Eliezer, Siyonist Yahudi öğretisinin ve dilin birbirini beslediğine inanıyordu. Tüm zorluklara karşı kararlıydı. Doğan çocuğunun da İbranice’yi ana dili olarak benimsemesi için çok çaba sarf etti. Onunla ilgili çok ilginç gelişmeleri burada yazmayayım meraklısı bu metne ışık tutan kitabı okuyarak öğrenebilir.
Nihayet Kudüs halkında bir avuç insan İbraniceyi benimsemişti. Geriye kalanlar ise atalardan ne öğrendiyse onu devam ettirmek niyetindeydi. Tam bu sırada Rişon Le Siyon diye bir kasaba kuruldu. Ben Yehuda hemen vakit kaybetmeden buraya ulaştı. İlk İbranice dersleri burada verilmeye başlandı. Eliezer hiç durmuyor, bir yandan da İbranice sözlük için de çalışmalar yapıyordu. İbranice’nin temel olduğu kurumlarda birer ikişer kurulmaya başlamıştı. Ben Yehuda yaşanan zorlukları görüp modern dönemin dil açıklarını kapatmak için de harıl harıl yeni kelime çalışmaları yapıyordu. “Haydak” bakteri “Ofanayim” bisiklet gibi yüzlerce kelime bulmuştu. İçindeki hiç şevk sönmeden çalışmaya devam ediyordu.
Ta ki Siyonist kongreye kadar. Orada İbranicenin anadil olması konusunda ciddi karşı çıkmalar oldu. Bir kere Herzl ikna edilemiyordu. Herzl bu çabayı “deli saçması ve çılgınlık” olarak görüyordu.
Her şeye rağmen sözlüğün yayını başladı. İbranice sokaklarda daha görünür hale gelmişti. Her geçen gün sayısı çoğalan Yahudi okullarında dil savaşları başlamıştı. Bu süreç devam ederken Eliezer Ben Yehuda dört yıllığına New York’a gitti. Burada destek arayışlarını sürdürdü. Eliezer’in Kudüs’e dönüşü de bizim için acı bir tesadüfe denk geliyordu. Filistin topraklarından çekildiğimiz 1917 yılında yeninden oraya ayak basmıştı. Kırılmada bu süreçte başladı. İngilizlerin Filistin’i yönetmesi için görevlendirdiği komiser Herbert Samuel 1922 yılında Arapça ve İngilizce’nin yanında İbranice’yi de resmi dil ilan etti. Bu süreçte çok hasta olan Eliezer Ben Yehuda artık huzurla ölebilirdi. Zira bugün 20 milyon Yahudi’nin konuştuğu İbranice olağanüstü çabayla ortaya çıkarmıştı.
Dönelim en başa Eliezer Ben Yehuda bu olağanüstü çabayı sergilerken bir adanmışlık içerisindeydi. İnanılmaz şekilde çalıştı. Yılgınlığa düştüğü anlar olsa da vazgeçmedi. En önemlisi bir ideali vardı. Önce dili inşa ettiler, sonra toprakları ele geçirdiler. En sonunda da küresel düzeni ellerine aldılar. Dilden işgale giden yolculuk böyleydi.
Şimdi kendimize bakalım. “Abi Yahudiler birçok şeyi ele geçirmiş yaa, bu adamlarla mücadele etmek kolay değil.” deyip yılgınlık gösteren bizler kendimize şu soruyu soralım. “İçimizde Ben Yehuda gibi adanmış kaç insan var, bugün milli ve manevi idealler uğruna hepimiz üzerine düşen görevleri yapıyor muyuz?” Eğer bu soruların cevabını bulabilirsek bir büyük uyanış daha kolay olur. Kantarın topuzunun kaçırıldığı dünyayı da yeniden daha adil ve insani hale getirebiliriz.
Kaynakça: Taha Kılınç, Dil ve İşgal, Ketebe Yayınevi, İstanbul, 2024.
