Doğada milyonlarca yıl süren evrimsel süreç boyunca gelişmiş ilginç bir savunma mekanizması vardır: Aposematizm. Zehirli ok kurbağaları veya Mercan yılanı gibi zehirli canlılar, başlarına bir bela almamak için parlak ve dikkat çekici renklere sahip olmuşlardır. Bu parlak görünüm, diğer canlılara zehirli olduklarını adeta ilan eder. Böylece onları gören avcılar, bu canlıları avlamaktan ya da onlara saldırmaktan çoğu zaman vazgeçer.
Burada bir soru akla gelebilir: Madem bu canlılar zehirli ve tehlikeli, neden böyle bir özellik geliştirmişlerdir? Ya da madem bazıları küçük ve güçsüzdür, diğer canlılar neden onlara dokunamaz?
Bu soruya verilebilecek en iyi örneklerden biri, az önce de bahsettiğim zehirli ok kurbağasıdır. Boyu yaklaşık 3-6 cm arasında değişen bu küçük kurbağa, zehrini ne ısırarak ne de bazı yılanlar gibi püskürterek aktarabilir. Güçlü zehri, derisinde bulunan salgı bezlerinde bulunur. Ona dokunan canlılar zehirlenebilir ve bu zehrin etken maddesi, oldukça güçlü bir nörotoksin olan batrakotoksindir. Bu toksin sinir sistemini etkileyerek felce yol açabilir ve yüksek dozlarda ölümcül olabilir.
Ancak kurbağanın dikkat çekici bir özelliği daha vardır: Kendisini aktif olarak savunabileceği başka güçlü bir mekanizması yoktur. Eğer bir avcı onu öldürmeye karar verirse, çoğu zaman kurbağa da hayatını kaybeder. Bu nedenle parlak renkleri adeta şu mesajı verir: “Beni öldürürsen bunun bedelini sen de ağır ödeyebilirsin.”Üstelik avcı açısından kazanılacak ödül de oldukça küçüktür; çünkü birkaç santimetrelik bir kurbağa, harcanan riske ve enerjiye değecek kadar büyük bir besin kaynağı değildir.
Doğada canlıların davranışlarını belirleyen önemli ilkelerden biri de enerji-kazanç dengesidir. Bir avcı ne kadar güçlü ve çevik olursa olsun, avladığı canlı için harcadığı enerjiye ve aldığı riske değip değmeyeceğini adeta hesaplar. Eğer değmezse çoğu zaman o avdan vazgeçer. Örneğin bir aslan, tek başınaysa, yaralanma riskinin yüksek olduğu bir yaban domuzunu avlamayı çoğu zaman tercih etmez. Çünkü doğada ciddi bir yara almak, uzun vadede çoğu zaman ölüm anlamına gelebilir.
Belki de doğada hayatta kalmanın sırrı, en güçlü olmak değil; rakibine sana saldırmaması gerektiğini düşündürebilmektir.
Peki, aposematizmden yola çıkarak şu sonucu çıkarabilir miyiz? Parlak renkli tüm canlılar zehirlidir. Kesinlikle hayır. Çünkü doğada böyle bir uyarı sistemi oluştuğu için bazı canlılar da evrimsel süreçte zehirli türleri taklit ederek onlara benzemiştir. Mesela zehirsiz olan Kral Yılanı ve Süt Yılanı, zehirli Mercan Yılanına; Viceroy kelebeği ise Hükümdar (Monarch) kelebeğine benzerlik göstermiştir. İşte bu aldatıcı benzerliğe mimikri denir.
Ek olarak bu özellik yalnızca renklerle sınırlı değildir. Çıngıraklı yılanın çıkardığı çıngırak sesi de bir tür aposematik uyarıdır. Çıngırağını titreten yılan, etrafındaki potansiyel avcı ve rakiplerine tehlikeli olduğunu haber verir. Yani aslında zehirsiz veya daha az zehirli olan bazı canlılar, avcıları kandırabilmek için tehlikeli türlerin renklerini ve diğer uyarı sinyallerini taklit edecek şekilde evrimleşmiştir.
Doğa bize yalnızca güçlü olanın değil, gerektiğinde güçlü görünmenin de hayatta kalmaya katkı sağlayabileceğini gösteriyor. Bazen bir canlının en etkili silahı saldırmak değil, daha saldırı gerçekleşmeden rakibini vazgeçirebilmektir. Belki de doğa bize en eski siyaseti öğretiyordu: Güçlü görünmek, bazen güçlü olmaktan daha değerlidir.
