Hayatımızda iletişim kanalları o kadar çoğaldı ki neyi nasıl takip edeceğimize şaşırıyoruz. Benim için okuma birinci sırada lakin hayatın bize tanıdığı imkânlar çerçevesinde güzel olan başka şeylere de zaman ayırmaya çalışıyorum. Evde bir şeylerle meşgul olurken bazen youtube kanallarını açıp düşünce programları izlediğim oluyor. İlgili program hem benim vaktimi almıyor hem de işimden gücümden alıkoymuyor. Aksine güzel isimlerin ağzından dökülen cümleleri dinlerken vaktin en şekilde dolduğunu hissediyorum.
Zevk-i Tahattur işte böyle bir program. Sadettin Ökten ve Serdar Tuncer’in yer aldığı program yirmi beş otuz dakika gibi kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Serdar Tuncer yönlendirici olarak görev alıyor. Asıl sözün sahibi ise son İstanbul Beyefendileri ile muazzam zamanlar geçirmiş, o kadim İstanbul kültürünü yaşamış ve yaşamaya devam eden bir isim olan Sadettin Ökten. Zaten böyle bir yaşam biçimi ki direkt dile dökülüyor. Üstad konuşurken kelimelerin bir ahenge uygun biçimde içimize işleyişi ve bununla birlikte içimizde uyandırdığı leziz hissiyatı artık bizler arar olduk. Çok şükür ki bu program vesilesiyle bir şekilde gideriyoruz.
Programın adı da programın akışına uygun şekilde konulmuş. Hatıraları anmanın verdiği keyif anlamına gelen bu tamlama Ahmet Haşim’in Tahattur adlı şiirindendir. Bu yönüyle de maziye bir selam verir program.
Birkaç gün önce çok hoş hatıraları dinlerken birden dikkat çekici şeylerle karşılaştım. Sadettin Ökten ilgili programı izleyen kişilerin dönüşlerinden bahsediyordu. Orada izleyicilerin geçmiş yaşamın neşe ve güzelliklerine hayranlık ifadelerini de özellikle belirtti. Sadettin Ökten de bugün eksik olan şeyi dile getirdi. “Tefekkür ve muhabbet” Ne yazık ki önemli ve doğru bir tespit.
Şöyle etrafımıza baktığımızda o inanılmaz koşuşturmaya şahitlik ederiz. Dakikalarla yarıştığımız ve bir şeylerin peşindeyken hiç başımızı bile kaldıramadığımız o hayat meşguliyetinde insanın durup düşünmeye zamanı kalmıyor. Akşam yorgun argın eve dönen insan yemek yiyip, bir fincan kahvesini aile eşrafı ile içip hemen yatmaya gidiyor. Sabah uyanıp, koşarak işe giden gece de yorgunlukla sabırsızca uyumayı bekleyen insan ne kadar tefekkür edebilir sorusu da akla geliyor. Ne yazık ki kendimize dönmek, Allah’ı ve dünyayı anlamak adına tefekkür o kadar kıymetli ki insan tefekkür ettikçe hayatın manasına bir adım daha yaklaşıyor. Tefekkürden uzaklaşan insan da çorak bir akıl ve çorak bir kalple ne yazık ki yaşamına devam ediyor. Hayatın neşesini kaçıran ve düşünmeyen insan ne yazık ki muhabbetten de uzaklaşıyor. Kalpleri ısındıran bir sevgidir muhabbet. Muhabbet; insanı insana bağlar, kemâle giden yolculuğun taşlarını döşer, ilahi aşkın kapılarını açar. Muhabbeti kaçıran insan yalnızlaşır. Kendinden bile uzaklaşır. Hayatın neşesi ona değip geçse bile artık anlamsız gelir. Ruh ikliminde, gönül coğrafyasında çok şey yitip gitmiştir.
Aslında bugün insanlığın içine düştüğü açmazı düşününce Sadettin Ökten ne kadar da haklı demekten kendimi alamıyorum. O zaman bu çağın insanına tefekkür etmek ve muhabbet edebilmek düşüyor. Belki eskiyi bire bir artık yaşayamayız ama eski ruhun hala içimizde ve sokaklarımızda dolandığını görebiliriz.
