İnsan bazen tarihe not düşmek ister. Bu kendimiz için veya başka bir şey için olabilir. Bizden izler kalsın isteriz ya da başkalarının düştüğümüz nottan haberdar olmasını isteriz. Ben de şimdi hem kültür hem de gastronomi adına bir not düşmek istiyorum.
Kütahya ili bazılarına göre küçük Bursa’dır. Çünkü Kütahya geçmişten günümüze beylikler ve devletler döneminde daima önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Kültür, tarih ve sanat adına da derin izler bırakmıştır. Ayrıca bu miras güzel şekilde korunmuş. Geçtiğimiz günlerde bir araştırma yapmıştım. Orada bir haber dikkatimi çekti. Dostlar Konağı restore edilip hizmete kazandırıldı, diyordu. Haber kısaca şöyleydi. “19 yy sonları veya 20. yy başlarında yapıldığı düşünülen konak belediye eliyle restore edildi. Konak dönem içinde önemli yazar, sanatçı ve düşünürlerin buluşma yeriydi. Böyle bir anlamlı yapı yeniden ayağa kaldırıldı. Üst kat kumda kahvenin de olduğu içecekler bölümü alt kat iç ve dış müştemilatıyla yiyecekler bölümü olarak tasarlandı.”
Okuduğum haberin üzerinden çok zaman geçmeden Kütahya’ya vardım. Dostlar Konağı hep aklımdaydı. Ulu Cami’yi bilenler bilir. Kütahya’nın sembol yapılarından olup muhteşem bir eserdir. Bulunduğu konum itibarıyle eski Kütahya için merkez özelliği gösterir. Ulu Cami’nin önüne varınca yol sola döner, işte oradan Dostlar Konağı yürüme mesafesiyle beş dakika sürmez. Hızlı adımlarla konağın önüne geldim. Burası dar bir sokağın solunda köşe başı özelliği gösteren bir yer. Yeşile bezenmiş – bazı konaklara göre de küçük- hoş bir yer. Kapı önüne varınca hemen buyur ettiler. Haliyle acıkmış adam için en nefis şey yemek yemektir. Ayakkabıları çıkarıp girdim. Alt katın tasarımı gerçekten içimi hoş etti. Dedemizin zamanında saman dikdörtgen sert yastıklar vardı. Duvara yaslanırdı. Gelip oturan da o yastığa dayanıp öyle şekilde salonda konum alırdı. Onları anımsatacak şekilde duvar kenarlarına yastıkları dizmişler. Kısa aralıklarla kasnak ve siniler de konulmuş. Girişe göre sağ köşede bir bal mumu heykel ve köy hayatını tasvir edebilecek bazı figürler vardı. Aslında orası konak için biraz abes olmuş. Konak hayatında ikram köşesi tasviri olabilirdi. Bu düşüncelerden sıyrılıp sininin etrafına çöküverdim. Sipariş için menü verdiler. Sade bir menüydü. Kütahya’ya kadar gidip de yöresel lezzetleri tatmamak olmazdı. Hisar güveç, kızılcık çorbası, sini mantı, dolamber böreği söyledim. Çok geçmeden eski bakır tabaklar içinde yemekler gelmeye başladı. Ailecek yemeğe başladık. Yemeklerin çok da ayrıntısına girmek istemiyorum. Meraklısı araştırıp öğrenebilir. Benim için mekan kıymetliydi. İçeride genel olarak türkü ağırlıklı bir müzik sıralaması var. Bu da konağın manasına gayet uygun. Ayrıca ikramlarla da misafirperverlik adına güzel bir örnek sergilerdiler.
Sözün özü olarak şunu diyebilirim. Kökünü unutan insan köksüzlüğe doğru meyleder. Düne dair şeyleri bazen özleriz. Dostlar Konağı şirinliği, geçmişin izlerini taşıması, içerideki yemek düzeni adına güzel bir tablo sergiliyor. Yer sofrasında mazide bir anı yaşar gibi karnını doyurmaktan öte ruhumu doyurmuş sayılırım. Meraklısı için ve yolu düşenler için gidip görmek gerçekten güzel olur.
