Yazar Ali Can
Büyük milletlerin kendi içinden kahraman, veli, bilge çıkarmak gibi bir huyu vardır. Milletimiz de tbu yönden çok şanslıdır. Yüzyıllar boyunca Anadolu’da veya Türklüğün var olduğu her coğrafyada sayısız kıymetli isim var olmuştur. Bu kıymetli isimler yaşadığı çağlarda veya sonrasında hep yol gösterici olmuştur. İşte Hoca Nasreddin de böyle bir bilgedir.
Hafta içinde bir vesile Konya Akşehir’e gittim. 67. Nasreddin Hoca festivali vardı. Beş gün boyunca sürecek festivalde kültür sanatın birçok dalında etkinlikler yapıldı. İlgilisi hangi etkinlik alanında olmak istiyorsa oraya uğradı. Şehirde ciddi manada kalabalık vardı.Ben de ilk olarak Nasreddin Hoca’nın türbesine uğradım. Hemen duaya durdum. Ardından türbenin kuzey yönünde yeşil küçük bir panoda bilgilendirme metni vardı. Şöyle yazıyordu. “Nasreddin Hoca nüktedan, hikmet sahibi, efsaneleşmiş, bir halk filozofudur. Fıkraları yüzyıllardır yaşayagelen Hoca gerçekte Akşehirimizin ölümsüz bir kişisi ve Türk halkının simgesidir. 1208 yılında Hortu (Sivrihisar) köyünde doğdu. Babası Abdullah Efendi köyün imamıydı. Babasından sonra köyünde imamlık yapan Hoca 1236’da Akşehir’e yerleşti. Akşehir’de Seyyid Mahmut Hayrani ve Hacı İbrahim Sultan Veli’den dersler aldı. Hoca, 386 tarihini taşıyan mezar taşı kitabesinin tersinden okunması ile ortaya çıkan Hicri 683’te (1284-1285) kendi ifadesi ile dünyanın ortası Akşehir’de vefat etmiştir ve bu türbede metfundur.” Bilgilendirme yazısı türbenin özellikleri ile devam ediyor.
Burada dikkat etmek istediğim bir nokta var. İki veli zattan ders almış. Daha da kıymetlisi çocukluğunda imam babadan ders alarak hayatı öğrenmiş bir kişi olarak Nasreddin Hoca bizim için nerede duruyor?
Bilge bir karakter olarak bilinen meslekleri şunlardır. Babasından sonra imamlık görevini yürütmüştür. Akşehir’de medrese dersleri vermiştir. Ayrıca şehrin adalet sisteminde kadılık yapmıştır. Fıkralarıyla ve öğretileriyle bir filozoftur.
O zaman biz büyüklerin ve yeni nesillerin Nasreddin Hoca’yı konumlandıracağı yer yol gösterici ve hayatı örnek alınacak bir Türk büyüğü olmasıdır. Ne yazık ki çağımız her şeyi tükettiği gibi kıymetli isimleri tüketme eğiliminde festival dolayısıyla gözlemlerim oldu. Birçok kıymetli şeyin yanında bazı olumsuzluklar da vardı. Bir kere tanıtım, satış ve etkinlik çadırları şehir mezarlığının duvar bitişiğine konulmuştu. Bu çadırlarda müzikli eğlenceli etkinlikler yapıldı. Duvarın öte tarafı ise mezar idi. Kişi kendisine soruyu şu şekilde sormalı, şurada yatan benim babam veya annem olsa razı gelir miydim? Organizasyon açısından daha iyi bir yer seçilebilirdi. İkinci olarak eğlence ve öğreti arasında bir denge kurulabilirdi. Nasreddin Hoca kimliği eski nesiller adına birkaç cümle ile de olsa açıklanabilir bir karakter ama yeni nesillerin onunla tanışmasında daha ince bir çizgi var. Çağın kodları da değişti. Ciddi manada bilgelik, filozofluk, din adamlığı ve onu en iyi anlatacak fıkraları üzerinden kıymetli etkinlikler yapılabilirdi. Eğlence etkinlikleri arasında biraz kaybolmuş bir durum vardı. Umarım ilerleyen süreçlerde telafi edilir. Yoksa biz Nasreddin Hoca’nın doğru izini bulmak yerine karıştırıp başka izlerde yürüyebiliriz.
