Yazar Ali Can
Her yeni güne başka bir kötülükle uyanıyoruz. Sabah haberleri ile başlayan kötülük furyası elimizdeki telefonlarla zirveye ulaşıyor. İzlediğimiz bazı haberler, dinlediğimiz bazı radyo programları, tıkladığımız bazı internet videoları ne yazık ki şiddet arka fonlu müziklerle soslanıp önümüze konuyor. Bir süre sonra da kanıksanan haberler hayatın sıradan akışında kaybolup gidiyor. Oysaki her bir kötü haber birilerinin canını yakmıştı. Haberdar olanlar içinde yürek yarasıydı. Sıradanlaşınca en azından şahit olan için yürek yarası olma hali ortadan kalkıyor. Bugün de bir musibete şahit olduk deyip günün içinde kayboluyoruz.
Bir de mevzunun nasıl buralara geldiğine yani insanın nasıl bu kadar bozulduğunu anlamaya çalışalım. Ne yazık ki modern dönem insana imkansızı vaat ediyor. Bozulma da tam bu noktadan başlıyor. Pervasız bir arzu cenderesine kapılan insan neyin peşinde olduğunun farkında bile olmuyor. Böyle bir durumda kötülük her seferinde etrafında geziyor. Bir gaflet anında ise onu sarıp sarmalıyor.
İzlediğimiz haberlerde evladı öldüren baba, kardeşini vuran abi, komşusunu katleden bir kadın, okulu silahla basan öğrenci, eşini döven adam, marketi soyan şahıs… Bu haberlerin sadece finalini izliyoruz. Her bir vakanın öncesi de var. Örneğin baba oğlunu vurduysa oğul kötü yola düşmüştür. Şahıs marketi soyduysa para hırsına yenilmiştir. Abi kardeşi vurduysa miras mevzusu vardır.
Asıl önemlisi kötülük artarak devam ediyorsa biz ders almak yerine kötülüğe meyli artırmışız demektir. Bu durumda aile, mahalle, toplum daha da çekilmez noktaya gelir.
Tespitler kıymetlidir. Çare ne sorusu ondan daha kıymetlidir. İnsan bu hayata ne amaçla geldiğini bilirse o zaman daha sağlıklı bir ömür sürer. Hayatın madde ve mana arasına sıkışmış tanımında mana yönünü seçmek de kötülüğün aramızdan defi için elzemdir. Yoksa çoktan kaybetmişler listesinde ismimizi arayabiliriz.
