rbt
Günümüzde neredeyse her olayın ardından aynı cümleyi duyuyoruz: “Ama…”
Her problemin, her yanlışın, her suçun mutlaka bir “aması”, bir “fakatı” var. Oysa bazen bir suçu yalnızca suç olarak değerlendirmek gerekir. Çünkü sürekli bahaneler üretmek, kabahati kabahat olmaktan çıkarıyor; suçu sıradanlaştırıyor, hatta zaman zaman meşrulaştırıyor.
Bu durum yalnızca küçük hatalarda değil, en ağır suçlarda bile karşımıza çıkıyor. Katillerin bile bir “aması” bulunuyor. Toplum olarak çoğu zaman mağdurun acısını anlamaktan çok, suçlunun neden o suçu işlediğini konuşmaya odaklanıyoruz. Suçludan yana empati kuranların sayısı, mağdurdan yana duranlardan daha fazla gibi görünüyor. Elbette her olayın sosyal, psikolojik ve ekonomik sebepleri olabilir; ancak bu sebepler, suçu suç olmaktan çıkarmaz.
Öncelikle yapılması gereken, suçu net bir şekilde tanımlamak ve gereken cezayı vermektir. Sonrasında ise elbette önleyici tedbirler alınmalıdır. Çünkü suç işlenmişse, önleyici mekanizmalar zaten yetersiz kalmış demektir. Suç gerçekleştikten sonra sadece nedenlerini tartışmak, mağdurun adalet duygusunu zedeler.
Bir başka büyük problem ise olaylara hep kendi bulunduğumuz yerden bakmamızdır. İnsanlar, ait oldukları sosyal, siyasi ya da ideolojik kampların penceresinden değerlendiriyor her şeyi. Eğer suçlu “bizden biri” ise, hemen sebepler aranıyor; yok eğer karşı taraftansa, suç çok daha sert şekilde mahkûm ediliyor. Oysa adaletin tarafı olmaz. Suçun kim tarafından işlendiği değil, suçun kendisi önemlidir.
Şunu unutmamalıyız: Her sosyal grubun içinde iyi insanlar da vardır, kötü insanlar da. Hiçbir dünya görüşü, hiçbir inanç, hiçbir statü insanı otomatik olarak masum ya da suçlu yapmaz. Sadece kendi tarafının mükemmel olduğuna inanmak, toplumsal körlüğün en tehlikeli biçimidir.
Bugün yaşanan toplumsal olaylar karşısında hepimizin sorumluluğu var. Karşımızdakiler tamamen suçlu, biz tamamen masum değiliz. Bu kontrolsüz benmerkezcilikten vazgeçmek zorundayız. Çünkü suçlular da bizim içimizden çıkıyor, mağdurlar da.
Suçluları görmezden gelmek, sorunları sürekli ötelemek ve çözümü başkalarından beklemek, yeni suçlara davetiye çıkarmaktır. Birbirimizi suçlayarak asıl suçluyu odak dışına itiyoruz. Böylece suç büyüyor, adalet küçülüyor.
Artık şunu kabul etmeliyiz: Her insan, hayatın herhangi bir anında mağdur da olabilir, suçlu da. Bu ikilemin önüne geçmenin tek yolu; ortak değerler etrafında birleşmek, adaleti tarafsız savunmak ve toplumsal düşünce birliği oluşturmaktır.
Daha güvenli bir toplum istiyorsak, önce “ama”ların arkasına saklanmayı bırakmalı; suçu açıkça görmeli ve cesaretle yüzleşmeliyiz.

Kalemine sağlık tespitler doğru
Teşekkür ederin Hakan.