Yazar Ali Can
Kaşık şıngırtısı bardağı doldururken yüreğimde iyiden iyiye ferahlamıştı. İnsanları izlemeye devam ediyordum. Dünden bugüne değişen insan portresi nereye yol almaktadır sorusunun cevabı belki de hala bulunamadı. Birgi sokaklarında yürüyen Aydınoğlu ve Osmanlı ahalisinin duyuş, düşünüş, hissediş, giyim, kültür, yaşam biçimi ile modernitenin cenderesine kapılmış insanın yaşam biçimi arasında dağlar kadar fark var. Kim organik kim hormonlu kararı da size bırakıyorum. Zaman durmuyor, peşine takmış beni de sürüklüyor. Çalışan arkadaşa teşekkür edip parasını veriyorum. Mahalleyi hızlıca göz gezdiriyorum. Küçücük yere ne çok mekan sığmış. Bulunduğumuz yerin de günümüzde kazandığı anlam değişmiş gibi görünüyor. Kalabalığı ardımda bırakıp Ataullah Efendi Medresesi’ne doğru yol alıyorum. Sağımda hala mahzun şekilde bizimle buluşmayı bekleyen Aydınoğlu Mehmet Bey Camii var. Ne yazık ki senelerdir restorasyonda olan bu güzel cami hem ibadet hem de ziyaret için gelenleri buruk bir şekilde karşılıyor.
Ataullah Efendi Medresesi de bayağı bir zamandır açık. O küçük küçücük odalara şevkle dalıyorum. Kim bilir kimler diz kırıp da burada eğitim gördü. İlim sevdasıyla kaç memleketten insanlar gelip de buradan nasiplendi. Hepsi gözümün önünden geçiyor. Bir rahle, bir kitap, bir öğrenci, bir hoca… Duvarda bol bol İmam-ı Birgivi adına bilgilendirmeler var. Büyük İslam alimi Birgivi’nin bu beldeye kattığı değer yadsınamaz. O daracık kapıdan ben de saygıyla geri geri gidiyorum. Şimdi meydanın tam ortasındayım. Ümmü Sultan türbesinde bir dua karşısında ise Umur Bey heykelinin önünde bir saygı ile dikiliyorum. Heykelin hemen ardına düşen Kerim Ağa Konağı restorasyonu bitmek üzere. Buna çok sevindim. Meydanın çehresi çok daha hoş görünecek. Arka sokaklara dalıyorum. Eli belindelerle desteklenmiş evlerin hoşluğu ruhumu okşuyor. O ne kadar narin o ne kadar zarif evdir öyle…
Sandıkoğlu Konağı da uzun zamandır restore ediliyor. İnşallah onu da bir gün görürüz. Şefik Bey Konağı dereye bakan heybetiyle ziyaretçilerinin önünde mutlaka fotoğraf çekmesine neden oluyor.
Nihayet Karaoğlu Camii’nin kapısını aralıyorum. Nedense burada hoş, manevi bir koku var. İçeri girince cezbelenmiş gibi oluyorum. Seyre dalıyorum. Zamandan kopup gidiyorum. Bir nedeni olan teslimiyet bu. İçi manevi huzurla dolduran. Bahçede küçük bir sürprizle karşılaşıyorum. Modern zamanın dervişanı İrfan Hoca bir köşeye oturmuş vakti bekliyor. Daha önce de karşılaşmıştık. Hemen tanıdı. Lezzetli bir sohbete daldık. Kısa sürede nasibimi aldım. Eh o da demişti Birgi’ye ne için geliyorsun? Herkes buradan nasibini alır. Birgi de iki yüz var bir manevi iklim bir de günümüzün tüketim merkezli turizm anlayışı. Şimdi meydandaki dükkanlara anlam verebildim. Dervişan derken latife yapmıyorum. Gerçekten giyimi kuşamı, sözü, yaşantısı dervişane…
Zaman burada da uyarıyor beni vakit tamam, şimdi yola koyul. Menzil nereye diyorum. Sen yürü elbet bir yere varacaktır diyor. Kalkıyorum. Derviş Ağa medresesinde buluyorum kendimi. Üç yüzyıl kadar önce inşa edilmiş. Bir kayda göre daha önce iki yüz odalı bir medrese iken şimdilerde 7-8 kadar odası var. Ne yazık ki zaman oradan da alıp götürmüş. Buna şükür diyorum.
Tatlı yokuşu tırmanırken iyiden iyiye yorulduğumu hissediyorum. Küp Uçuranlar Kulesi artık yalnız değil önüne kafe restoran da kondurulmuş. Eskiden kapısını aralayıp girebiliyorduk. Şimdilerde ise kapısı kilitli zaten önünde de sürekli misafirler var. Yine de hatıra fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmiyorum.
Son olarak yüzyılı aşkın zamandır ekmek üretmeye devam eden tarihi Tokoğlu fırınına uğruyorum. Nohut maya ekmeğinin tadını zaten memleketimden bilirim. Lakin Birgi’nin lezzeti karışmış ekmeğini de almadan gitmek istemiyorum. Heybemi de doldurdum.
Sıra ruhumu doldurmaya geldi. İmam-ı Birgivi Hazretlerinin mezarı başına duaya duruyorum. O büyük alim yüzyıllar önce gerek sözü ile gerek yazısı ile tüm Müslümanlara seslenmiş. Bugün dünyanın her yerinde hala onun adı anılmakta, onun kitapları ders kitabı olarak okutulmakta. Böyle bir alimin mezarı başında Allah’a yakarmak da içimi huzurla doldurdu.
Elveda Birgi, elveda güzel başkent, elveda zamanın ruhu… Nasipse yine gelirim. Ne kadar gelsem doyamam…

Emeğine,kalemine sağlık, Bende seninle beraber gezdim yazını okudukça.