Toprak, insanlık tarihinin en eski yaşam kaynağıdır. Zira, insanların yaşamda kalmasını sağlayan ilk ve en hayati ihtiyacı, beslenmedir. Toprak; üzerinde yaşadığımız her türlü ihtiyacımızın yegâne kaynağıdır: Evimiz, yuvamız, vatanımız, yemeğimiz, ağacımız, çiçeklerimiz, ilacımız, madenlerimiz, suyumuz ve aldığımız nefesimizdir.
Kadın ise toprağı simgeleyen üretimin, bereketin, çoğalmanın ve çoğaltmanın, yaşamın devamlılığının bir simgesi olmuştur. Çünkü kadın, üretir, çoğaltır, çeşitlendirir, renklendirir, tohumu ekmeğe ve aşa, taşı evine, ağacı kap kaçağa, ateşi de yuvasını ısıtacağı ışığa ve ısıya dönüştürür. Hatta, doğanın sunduğu şifalı otlarla konuşur, hastalıklara şifa, yaralara merhemler, tenine güzellikler üretir.
Binlerce yıl önce yerleşik yaşama geçen ilk insanlardan itibaren, kadın ve toprak arasında çok güçlü bağlar kurulduğunu biliyoruz. Dünyada tarımın başlamasıyla birlikte yapılan ilk üretimler, yaşamın merkezi hâline gelmiş, bugün yaşadığımız medeni yaşama geçişin ilk adımları da o zamanlarda atılmıştır. Bütün bu üretimlerin yapılması aşamasında kadın emeği ise sürecin en önemli unsurlarından biri olmuştur.
Resmi kaynaklarda bilinen tarihe göre, yaklaşık 12 bin yıl önce insanlar avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçmeye başlamışlardır. Bugün üretimini yaptığımız tohumların ilk ataları, binlerce yıllık dönüşümlerden geçerek, iklime, toprağa, suya ve mevsime göre, mahsulü arttıran değişik aşamalardan geçmiş ve günümüze ulaşabilmiştir.
Bu dönemde ilk önce:
- Toprak işlenmeye başladı.
- Yabani tohumlar kullanılarak ilk tarım ürünleri yetiştirildi.
- İnsan toplulukları bu üretimin çevresinde ilk köyleri kurdu.
- Yabani tohumlar evcilleştirilerek, üretim kavramı ortaya çıktı ve yaşamın iktisadi boyutunun temelleri böylece atılmış oldu.
Kadınların, yerleşik yaşamın ilk adımlarının atıldığı bu süreçte; Tohumları koruma ve saklama, Bitki yetiştirme sürecinde aktif rol alma, Ürün toplama ve değerlendirme gibi konularda, önemli roller oynadığı düşünülmektedir.
KADIN VE BEREKET ANLAYIŞI:
Tarihteki birçok uygarlıkta kadın; bereketin, doğurganlığın ve üretimin sembolü olarak görülmüştür. Toprak nasıl ürün veriyorsa, kadın da yaşamı devam ettiren güç olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle: Ana tanrıça figürleri, Bereket heykelleri, Toprak ana inancı vb. gibi, pek çok kültürde bunların sembolleri görülmektedir.
TÜRKLERDE TOPRAK ANLAYIŞI:
Türk kültüründe toprak yalnızca ekonomik bir kaynak değildir. Kutsallık düzeyinde değer atfedilen Toprak: Yurt, Vatan, Bağımsızlık, Yaşam anlamlarına gelmiştir.
Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan süreçte Türk toplumu; Hayvancılıkla birlikte tarımı geliştirmiş ve toprağı korumayı kutsal saymıştır.
Kadınlar ise: Üretime katılmış, aile ekonomisine destek olmuş, tarımsal yaşamın merkezinde yer almıştır.
OSMANLI DÖNEMİNDE TARIM VE KADIN:
Osmanlı ekonomisinin temelinde de tarım bulunuyordu. Köy yaşamında kadınlar: Ekim, Hasat, Ürün toplama, Hayvancılık gibi alanlarda aktif görev almışlardı.
Özellikle savaş dönemlerinde erkeklerin cephede olması nedeniyle kadın emeği daha da önemli hâle gelmişti. Kadınlar bu süreçlerde üretimin devamlılığını sağlayarak ekonomik yaşamı ayakta tutmaya çalışmıştı.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE TARIM VE KADIN:
Bizler; şu an üzerinde yaşadığımız bu vatan topraklarımızı, en haklı ve meşru savaşlarında, kanının son damlasına kadar yedi düvele karşı, destansı bir mücadele ile bu toprakları savunan atalarımızdan emanet aldık.
Bu büyük ve kutlu zaferin baş kahramanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, savaş meydanlarında kazanılan bu destansı zaferden sonra, vatanın yeniden ayağa kalması ve güçlenmesi için, bütün milletin dahil olduğu çok boyutlu yeni bir savaşı başlatmıştır.
Bu yeniden inşa sürecinin en önemli taşıyıcısı olan Ekonomik alandaki mücadelede, tarımı ülkenin kalkınması için en temel alanlardan biri olarak görmüş ve bu alanda çağı yakalayacak gelişmelerin en önemli adımlarının atılmasını sağlamıştır.
Atatürk’ün şu sözleri de bu adımların güzel bir ifadesidir:
- “Milli ekonominin temeli ziraattır.” “Köylü milletin efendisidir.”
Cumhuriyetimizin bu döneminde: Modern tarım teknikleri geliştirildi, Çiftçiye destekler sağlandı, Tarım üzerine eğitim veren okulları açıldı ve Üretimin artırılması için zirai ve sınai çok önemli çalışılmalar yapıldı.
Cumhuriyet ile birlikte kadın: Eğitimde, Ekonomide, Üretimde, Sosyal yaşamda daha görünür hâle geldi. Dünyada pek çok ülkeden çok daha önce, seçme ve seçilme hakkına kavuştu. Yasalarla ve Medeni kanunla bu süreç ve kadının söz hakkı, teminat altına alındı:
- Resmi Nikah Zorunluluğu, Tek Eşlilik İlkesi ve Boşanma Hakkı,
- Miras Hakkında eşitlik,
- Hukuk Önünde Eşitlik,
- Mahkemede Tanıklık, ve
- Çocukların velayeti konusunda kadına haklar tanındı.
Bu yasalarla güçlendirilen kadınların; çalışma hayatına katılması, üretimde aktif rol alması ve kırsal kalkınmaya destek vermesi için teşvik edildi.
Binlerce yıllık mirasımızdan gelen kadim bilgi ve tecrübelerin ışığında bugün de kadınlarımız; tarım üretiminde, hayvancılıkta ve gıda üretiminde, modern tarım aletlerini de kullanarak çok önemli görevler üstlenmekte ve ülkemiz ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.
İlk tarımdan günümüze kadar; Toprak yaşamı beslemiş, kadın da üretimi sürdürmüş ve birlikte medeniyetlerin gelişimine büyük katkı sağlamışlardır.
Türk toplumunda da kadın ve toprak: Emek, Bereket, Üretim, Vatan kavramlarıyla bütünleşmiştir.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte bu değerler daha güçlü biçimde desteklenmiş ve geleceğe taşınmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınının toplumdaki yerini yalnızca sosyal yaşamla sınırlı görmemiş; üretimde, ekonomide ve özellikle tarım alanında da kadın emeğinin önemine dikkat çekmiştir. Çünkü Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’nin temel geçim kaynağı tarımdı ve bu üretimin en büyük destekçilerinden biri de kadınlardı.
Kurtuluş Savaşı yıllarında erkeklerin büyük bölümü cephedeyken, Anadolu’daki kadınlar tarlaları ekip biçmiş, üretimin devamını sağlamış ve ülkenin ayakta kalmasına katkıda bulunmuştur. Atatürk, bu fedakârlığın farkında olmuş ve kadınların emeğini her fırsatta vurgulamıştır.
Atatürk’e göre kalkınmanın yolu üretimden, üretimin yolu ise güçlü bir köylü ve çiftçi toplumundan geçiyordu. Bu nedenle Cumhuriyet döneminde:
Tarımın modernleşmesi, Köylünün desteklenmesi, Kadınların eğitim alması, Üretime daha aktif katılması hedeflenmiştir.
Bugün Anadolu’nun birçok yerinde üretmeye devam eden çiftçi kadınlar, Cumhuriyet’in verdiği güç ve fırsatlarla toprağı işlemeyi sürdürmektedir. Onların emeği; bereketin, üretimin ve ülke kalkınmasının en önemli unsurlarından biri olmaya devam etmektedir.
