Bugün Üsküdar sahilinde yürürken kendime güldüm. Herkes kısa kollu tişörtlerle dolaşıyor, ben ise kaşe kabanımla geziyorum. Boynum hafif rüzgar alsa hemen tutuyor. Boynum tutulmasın diye sıkı giyinmişim, on, on beş dakika sonra ter içinde kaldım. Evin içinde camdan dışarıya bakınca hava serin gibi geliyor, dışarı çıkınca bambaşka bir mevsimle karşılaşıyorsun. Galiba hayat da biraz böyle; içeride hissettiklerimizle dışarıdaki gerçeklik bazen birbirini tutmuyor.
Bugün Üsküdar sahilinde yürüyüş yapmak bana o kadar iyi geldi ki… Yürüdüm, oturdum, notlar aldım, planlar yaptım, bazı şeyleri kafamda netleştirdim. Bazen insanın masa başında saatlerce oturmasına gerek yok. Biraz yürümek,, biraz etrafa bakmak yetiyor. İnsan en iyi kararları bazen kimseyle konuşmadığı günlerde veriyor.
Sahilde oturup bir süre etrafı izledim. Kimisi telefonla konuşuyor, kimisi koşuyor, kimisi bankta tek başına oturmuş denize bakıyor. Herkesin ayrı bir hikâyesi var ama dışarıdan bakınca hepimiz sadece yürüyen insanlar gibi görünüyoruz. O an şunu düşündüm: Kim bilir yanımdan geçen insanların hangisi neyle mücadele ediyor, hangisi neyi unutmaya çalışıyor, hangisi yeni bir başlangıcın eşiğinde?
Bazı zamanlar insan kendi hayatının ne kadar yoğun olduğunu düşünüyor ama aslında herkesin içinde görünmeyen bir hayat var. Dışarıdan sakin görünen insanların içinde fırtınalar olabiliyor. Çok gülen birinin içinde büyük bir yorgunluk olabiliyor. Çok konuşanın içinde büyük bir yalnızlık olabiliyor. Bunu düşününce insan kimseyi hızlı yargılayamıyor.
Bir ara hiçbir şey yapmadan sadece sahildeki bankların birinde oturdum. Ne telefona baktım, ne de müzik dinledim… Sadece bir bankta oturdum. Ne kadar unutmuşuz hiçbir şey yapmadan durmayı. Sürekli bir şey izlemek, bir şey dinlemek, bir şey söylemek zorundaymışız gibi yaşıyoruz. Oysa bazen sadece durunca kendimizi duyuyoruz.
Bankta otururken şunu fark ettim: Kafamın içinde sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan bir ses var. Daha çok çalışmalısın diye söyleyen, daha çok üretmelisin diye söyleyen, daha hızlı ol diye konuşan , geri kalma ve geç kalma da diyor ara ara… Sanki görünmeyen bir yarışın içindeyiz hepimiz. Ama kimse bu yarışın nerede ve ne zaman bittiğini bilmiyor. Bence en büyük yorgunluğumuz bu: Nereye gittiğimizi bilmeden koşmak.
Denize bakarken içimden şöyle bir düşünce geçti: İnsan aslında çok şeye ihtiyaç duymuyor. Biraz huzur olsun, biraz umut olsun, biraz anlaşılalım istiyoruz, biraz da yorulunca oturabileceğimiz bir yer olsun. Geri kalan çoğu şey, sonradan önemli olmuş gibi geliyor bana.
Bugün ben en çok umut üzerine düşündüm. İlginç bir şey umut. Bazen hiçbir şey yolunda gitmezken bile içimizde kalabiliyor. Mantıklı bir sebebimiz de olmuyor bazen. Sadece içimizde küçük bir yer, “Belki düzelir” demeye devam ediyor. Ve bizler en çok o ses sayesinde ayağa kalkıyoruz değil mi?
Hayat herkes için kolay değil. Kimi geçim derdinde, kimi sağlık derdinde, kimi yalnızlıkla uğraşıyor, kimi ne yapmak istediğini bilmiyor. Dışarıdan bakınca herkes normal hayatını yaşıyor gibi görünüyor ama aslında herkes hayatında bir şeyleri toparlamaya çalışıyor. Kimisi parasını, kimisi kalbini, kimisi hayallerini, kimisi kendini toparlamaya çalışıyor.
Yürüyüş yaparken şu düşünceler de geçti zihnimden: Büyümek galiba eskisi kadar üzülmemek değil. Büyümek, üzülmeyi öğrenmek. Hayal kırıklığına uğrayınca da devam edebilmeyi öğrenmek. Her şey istediğin gibi gitmese bile hayatla kavga etmemeyi öğrenmek. Bunlardan en önemlisi ise, her şeye rağmen içindeki yumuşak tarafı kaybetmemek.
Akşamüstü güneş batımını sahilde izledikten sonra eve dönerken, yorgundum ama garip bir şekilde içim sakindi. Hiç büyük bir şey yaşamamıştım bugün. Hayatımı değiştirecek bir haber almamıştım. Büyük bir başarı kazanmamıştım. Fakat içimde küçük bir şey düzelmiş gibiydi. Sanki kafamın içindeki gürültü biraz azalmıştı.
Her zaman büyük değişimlere ihtiyacımız yok. Sadece bir günlüğüne yavaşlamaya ihtiyacımız var. Biraz düşünmeye ihtiyacımız var, biraz susmaya ihtiyacımız var ve biraz da kendimize dışarıdan bakmaya ihtiyacımız var.
Bugünün farkındalığı şu olsun: Bence insan en önemli kararlarını kimseye söylemeden, sahilde veya doğa da yürürken veriyor.
Esra Kapılı
