Selçuklunun zor dönemlerinde yaptığı nüktelerle insanları güldürürken düşündürmeye sevk eden Nasreddin Hoca gibi İncili Çavuş da Osmanlı’nın buhranlı zor dönemlerinde karşısına çıkan, halkın meselelerini nüktedanlığıyla hallederek yüzünü güldürmeyi başara bilen Türk mizah kültürünün önemli simalarından biri olmuştur.
Kimliği hakkında bilinenler çok sınırlı olmakla birlikte l.Ahmet ve 4.Murat dönemlerinde yaşamış.Padişaha yakınlığı sayesinde de gördüğü her şeyi alaya alma ve halkın isteklerini, duygu ve düşüncelerini padişaha doğrudan iletme hakkına sahip, ince espri ve şakayla karışık hazırcevaplığı, nükteleri ibretli fıkraları ile insanları hem düşündürmüş hem de güldürmüş tanınan ve sevilen birisi olmuştur.
“İncili” lakabının, zamanın şeyhülislâmına yazdığı biri Arapça, diğeri Türkçe iki mektupta Hz. Peygamber’in adının İncil’de zikredildiğini anlattığından veya bir ok yarışındaki başarısı üzerine padişah tarafından çavuşluk rütbesi verilmesi ve kavuğuna inci takılmasından ya da bıyıklarına inci takarak tâlime çıkmasından kaynaklandığı şeklinde değişik rivayetler vardır.
İncili Çavuş’un iyi bir öğrenim gördüğü, Arapça ve Farsça bildiği, zeki, olgun, hazırcevap bir siyaset ve devlet adamı olduğu kaynaklarda zikrediliriyi bir devlet adamı ve diplomat olarak Osmanlı Devleti’nin çeşitli memuriyetlerinde bulundu. Çavuş, iyi bir diplomat olmasının yanında nesiller boyunca adının anılması nüktedan kişiliğine borçluydu.
Devlet görevleri esnasında İncili’nin güzel konuşması, zekası, engin kültürü padişahın dikkatini çekti ve saraya alındı. Sultan Birinci Ahmedzamanında sarayda bulunduğu düşünülen İncili, bu devirde Divan-ı Hümayun çavuşluğuna kadar yükseldi.
Süleyman Tevfik (Zorluoğlu) tarafından ilk kez derlenen İncili Çavuş fıkraları, kısa ve yoğun anlatım tekniğinden uzaklaşarak daha uzun hikâyeler şeklini almıştır.
İNCİLİ İLE PADİŞAHIN YOLU YAYLADAN GEÇER
Padişah yine bir sefere gidecektir, İncili Çavuş yanındadır. Atları ile yol alırken, mevsim bahardır. Her taraf yemyeşil bir yayladan geçmektedirler. Padişahın iştahı kabarır ve içinden yiyecek bazı şeyler geçmektedir. İncili’yi denemek için: “Bak İncili şu yaylayı gördün mü?” diye sorar.
“Evet gördüm” der. “Şimdi burada neler lazım” deyince hazır cevap İncili, “Pişmiş top yumurta, pişmiş top patates ama taze soğan da olsa iyi olur hünkârım” der. Başka bir şey konuşmadan yola revan olurlar. Bir yıl sonra yine aynı yaylaya uğrarlar, Padişah İncili’yi deneyecek ya sorar:
“Ey İncili o dediklerin ne ile tatlı olur” deyince “Tuz ve toz biber ile pek tatlı olur sultanım, unuttu mu sandın, buradan gideli daha ne oldu bir sene anca doldu sanırım, aklımdadır” diye bir sene evvelki soruya cevap verir ve hazır cevap olduğunu bir daha gösterir.
NALLARI DİKMİŞ
Padişah bir gün atıyla kır gezintisi yaparken seyislerine demiş ki:
-Bu atı çok sevdiğimi bilirsiniz. Bu atın ölüm haberini bana getiren seyisin kellesini vururum, atıma çok iyi bakacaksınız.
Aradan birkaç yıl geçmiş, seyisler bakmışlar ki padişahın atı ahırda ölmüş. Seyislerden biri padişahın sözünü hatırlamış, telaşlanmış lar, ne yapacaklarını bilememişler. Birinin aklına İncili Çavuş gelmiş, bu işi ona danışalım demişler. İncili’ye varmışlar, durumu anlatmışlar. İncili demiş ki ben bu işi çözerim, siz işinize gücünüze bakın.
İncili, padişahın huzuruna varmış.
-Padişahım, senin bir küheylan vardı ya…
-Evet…
-Ahırda gördüm. Yanına yaklaştım. Su verdim içmedi, yem verdim yemedi, nalları da havaya dikmiş öylece duruyor.
-Yahu sen şuna öldü desene!
-Padişahım ben demedim, sen söyledin öldüğünü. Bir ceza vereceksen kendine ver.
TAZI
Çok cimri bir vezir İncili Çavuş’tan bir tazı ister. İncili de Vezire çok besili bir çoban köpeği bulup getirir. Çoban köpeğini gören vezir kızarak;
“Yahu ben senden tazı istedim, hiç böyle besili tazı olur mu?” der. İncili gülerek cevap verir;
“Efendim hizmetinizde bir ay kalsın, hiç merak etmeyin nasıl olsa açlıktan tazı gibi olur!”
FRANSA KRALI
İncili Mustafa Çavuş bir dönem Osmanlı elçisi olarak Fransa’ya gönderilmişti. İncili’ nin kara kuruelbiselerinin bazı yerlerinde yama olduğunu kılığınabakarak küçümseyen Fransa kralı:
“ Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?” diyerek alaya almaya çalışmış. Mustafa Çavuş ise derhal:
“ Kralım bu Osmanlılar böyledir, adamına göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerini sebebi bu olsa gerek!” cevabını vermiş ve kralı sözü söylediğini bin pişman etmiştir.
ÖNCE ONU ASSANIZ OLMAZ MI?”
Padişahın isteği üzerine bir gün İncili Çavuş, vezirlerden birinin taklidini yapmış. Taklidi yapılan vezir bunu duyunca çok kızmış ve:
“Ben onu öldüreyim de âleme ders olsun,” demiş. İncili Çavuş vezirin bu sözlerini işitince can derdine düşmüş ve padişaha gidip durumu anlatmış. Padişah İncili Çavuş’a:
“Sen korkma, o seni öldüremez, eğer o seni öldürürse ben de kısas olarak onu asarım.” demiş. Bunun üzerine İncili Çavuş, şöyle bir istekte bulunmuş: “Aman padişahım, o beni öldürmeden önce siz onu assanız olmaz mı?”
SÜKÛT EYLE BİZ KONUŞALIM
İncili çavuş acem’e gittiğinde, şah ismail’infermanıyla bozuk yumurta ile yapılmış bir yemek ikram ederler.
sohbet sırasında incili çavuş, elinde olmadan bir zarta çeker. ancak derhal makadına dönüp,
“eğer şah-ı âlişana elçiliğe sen gelmiş isen biz sükût edelim, sen şahım ile dilleş, eğer biz gelmiş isek sen biraz sükût eyle, biz konuşalım” demiş.
TAKUNYA
Bir yabancı elçiyi padişah kabul edecekti. Bu elçi, ülkesinin çok varlıklı olduğunu göstermek İçin, .ne kadar altın, inci, elmas gibi süs eşyası varsa, bunları üstüne başına takıp takıştırıp huzura çıkmak istedi. Saray görevlileri bu adamın yaptığı garipliğin önüne geçmek istiyorlardı ama ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Hemen akıllarına İncili çavuş geldi :
-Aman çavuş, şu adamı sen yola getirirsin Ne yapacaksan yap şu haline engel ol
İncili, ”Çaresini buluruz” dedi. Bir süre düşündü. Sonra atın- inci karışımı sedef kakmalı bir çift takunyayı onun gireceği tuvalete koydu. Adam tuvalete girip bunları görünce şaşırdı. Çıkınca İncili Çavuş ‘a sormadan edemedi:
-Altın, inci, sedef kakmalı nalın tuvalete konulur mu? Yazık değil mi?”
İncili, taşı gediğine koyacağı zamanı bulmuştu. Hemen cevabını yapıştırdı :
– Bizim padişahımız böyle süs eşyasına değer vermezle.Elçi, verilen cevabı duyunca, üzerine bakındı, sonra sessizce bunları çıkarıp, huzura girdi…
