Dünyada hiçbir şey tesadüfen olmaz. Hayatımıza giren her olay ve her insan, bize bir şeyler öğretmek için gelir. Hiçbir karşılaşma rastlantı değildir. Aramızda görünmez bağlar vardır. Bazen bunları anlamlandıramaz, olayları aceleyle yorumlar ya da yargılarız. Oysa iç yüzünü belki de hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağımız hadiseler vardır. Öyle hikâyeler dinleriz ki hayrete düşer, anlam vermekte zorlanırız.
İnsanın her anı bir sınavdır. İnsan, kendi bakış açısıyla olayların ardındaki hikmeti her zaman kavrayamaz. Allah’ın planındaki mutlak adaleti de çoğu zaman göremez.
Hz. Musa, Kur’an-ı Kerim’de ismi en çok geçen ve Ülü’l-azm peygamberlerden biri olan büyük bir nebidir. Tasavvuf kaynaklarında yer alan ve “kabule geçmek, teslimiyet ve tevekkül” mesajı taşıyan bu kıssadan nasibimize düşeni almayı Allah’tan niyaz ederiz.
Hz. Musa da olayların iç yüzünü öğrenmek ve anlamak istemiştir.
Yüce Allah, Musa Aleyhisselam’a:
— Ey Musa! Sana hayret verici bir sır göstereyim mi? buyurur.
Musa Kelimullah:
— Göster ya Rabbi! diye niyaz eder.
Allah Teâlâ:
— Ey Musa! Git, falan yerdeki çeşmenin başında kimsenin seni göremeyeceği bir yere gizlen ve bekle, buyurur.
Hz. Musa gider, tarif edilen çeşmeyi bulur ve beklemeye başlar.
Bir süre sonra atlı bir adam gelir. Atından iner, çeşmeden su içer. Ardından atına da su içirip yoluna devam eder. Ancak giderken altın kemerini çeşmenin başında unutur.
Çok geçmeden bir çocuk oynayarak çeşmeye gelir. O da su içer ve yolcunun unuttuğu altın kemeri görüp alarak oradan uzaklaşır.
Aradan biraz zaman geçtikten sonra bu kez âmâ (kör) bir adam çeşmenin başına gelir. O da su içer, ihtiyaçlarını giderir ve bir kenara çekilip dinlenmeye başlar.
Hz. Musa, gizlendiği yerden bütün olup biteni izlemektedir.
Bir süre sonra altın kemerini unutan atlı adam geri gelir. Kemerini bıraktığı yere bakar, fakat kemerin yerinde olmadığını görünce dinlenmekte olan âmânın yanına gider.
— Kemerimi burada unuttum. Onu bana geri ver, der.
Âmâ adam ise:
— Görüyorsun ki gözlerim görmüyor. Ayrıca kemeri almış olsaydım yanımda olması gerekirdi. Bende böyle bir şey olmadığına göre onu almam mümkün değildir, diyerek kendisini savunur.
Ancak atlı adam buna inanmaz.
— Bu kemeri sen aldın, vermiyorsun! diyerek âmâyı döver ve sonunda öldürür.
Hz. Musa, gördüğü bu olayın hikmetini anlayamaz ve Cenab-ı Hakk’a yönelerek bunun sırrını sorar.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
— Ey Kelimim Musa! Kemeri alan çocuğun babası, vaktiyle o atlı adamın yanında çalışmış, ancak emeğinin karşılığını alamamıştı. Böylece hakkı yerine ulaşmış oldu. Âmâ adam ise daha önce o adamın babasını öldürmüştü. Sonradan gözleri kör olmuş, onu tanıyan çıkmamış ve yaptığı unutulup gitmişti. Fakat ben unutmadım. Onun cezasını da o adam vasıtasıyla yerine getirdim.
Bu hadise karşısında Hz. Musa secdeye kapanarak Allah’a şükretti.
İnsan bazen izlediği bir filmle, bazen okuduğu bir kitapla, bazen bir şiirle, bazen dinlediği bir şarkıyla, hatta yolda gördüğü bir kamyonun arkasındaki yazıyla bile uykusundan uyanabilir.
Carl Jung’un şu sözü de bu gerçeği hatırlatır:
“İki kişiliğin karşılaşması, iki kimyasal maddenin teması gibidir. Bir tepkime gerçekleşirse, ikisi de dönüşür.”
Dünyevî bağların esiri olmadan gerçek özgürlüğe ulaşabilmek, bütün sevgilerimizi daha anlamlı hâle getirecektir.
