Geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim. Modern dönemde hızlı üretim, hemen sahip olma anlayışı ile birlikte Türk evi kültürünü terk edip beton ev modeline geçtik. Rahmetli Turgut Cansever’in hatırlarında bu durum çok önceden dile getirilmişti. Alman Profesör Oelsner 1943 yılındaTürkiye için “Belediyelerin kasalarında duran imar planlarını uygulayacak yönetici çıkmasın. Eğer çıkarsa birkaç asır belini doğrultamayacaktır.” demiştir.
Bu cümlelerin gerçekliği şimdi çok iyi anlaşılıyor. Maalesef o planları uygulayacak yönetici çıktı ve uygulandı. Hem de ne uygulama! Her yer betonarme yapı olduğu gibi yetmedi gökdelenler dikildi. Yetmedi her yer asfalt oldu. Bahçeler beton zeminlerle kaplandı. Şöyle bir kafamızı kaldırıp etrafımıza baktığımızda beton medeniyetinin etrafımızı çepeçevre sardığını görebiliriz. Bu medeniyet ne götürdü ne getirdi ona bakalım.
Beton medeniyeti ile birlikte estetik yok oldu. Eski Türk evi kırmızı kiremit kaplı çatısı, onu tamamlayan ahşap tasarımları ve doğal taş duvarları ile birlikte gören kişiyi kendine hayran bırakır. Beton ev ise çatısız veya teneke kaplanmış şekildedir. Ahşabın izini bulmak bir mucize iken alabildiğine beton bir tasarımdır. Ayrıca bu çirkinliği kapatmak için plastik boya sürmek lazım gelmiştir.
Beton medeniyeti ile birlikte komşuluk yok oldu. Tek katlı evlerde bir mahalle kültürü vardı. İnsanlar birini tanır ve iyi günde kötü günde beraber olurdu. Selamsız geçip gitmek en hafif tabirle insanlıktan nasibini almamaktı. Beton evler koca apartmanları meydana getirdi. Birbirinden habersiz insanların mal sahibi veya kiracı olarak girdikleri evlerde komşu şüpheli insan demekti. Kim olduğu bilinmeyen insana selam vermeye de gerek yoktu. Dolayısıyla komşuluk, paylaşma, yardımlaşma, hasbihal çok geride kaldı.
Beton medeniyeti havayı, güneşi, suyu çaldı. Eski Türk evi yerleşim tipinde dağ eteklerine kurulan evler birbirinin güneşini kesmezdi. Sabah doğan güneş evin doğusundan girer. Akşamleyin batısından çıkıp giderdi. Esen yelin hışırtısı, gökten inen yağmur damlası eve bir şekilde temas ederdi. Kalabalık şehirlerde beton medeniyeti birbiri ile tıkış tıkış evleri meydana getirdi. Arsadan bir karış bile taviz vermek istemeyen müteahhit yapacağı evi diğer apartmana yaslıyor. Orada güneşi, suyu unutan insan hava alıyorsa kendini şanslı sayıyor. Türkiyede yüzbinlerce ev güneş bile almadan gün geçiriyordur. Böyle olumsuz bir tabloda ruh ve beden sağlığından da söz etmek mümkün değildir.
Beton medeniyeti tarihe ve kültüre de meydan okumaktadır. Oluşumu itibariyle geçmişin izlerini barındırmayan beton ev malzemeleri de yeni bir anlayıştır. Tavan, çatı, cumba, teras, ocaklık, yüklük vb. yapı özelliklerinin hepsini reddeden bir anlayışla meydana gelmiştir. Geçmiş bir nevi onun düşmanıdır.
Beton medeniyeti dayanıklılık ve süreklilik vaat etmez. Beton medeniyetinin temel maddesi olan çimento ve kum karışımı yüz yıllara meydan okuyacak gücü kendinde bulamamıştır. Türk evi böyle değildir. Türk evi kullanılan malzemeler ve doğru yapı tekniği yöntemleriyle inşa edilmesi sebebiyle kalıcıdır. Kendisine biçilen ömrü sonuna kadar kullanır. Nitekim birkaç yüzyıllık evler Anadolu’nun dört bucağında hala yaşanabilir durumdadır. Beton ev ise birkaç on yılda çatlama, bozulmalarla birlikte ömrün sonuna geldiğini dile getirir. Bu ileri kuşaklara bir miras kalmayacağına işaret eder. Ayrıca deprem felaketi meydana geldiğinde yıkıcılık etkisi çok kötüdür.
Beton medeniyeti doğa ile barışık değildir. Türk evi yapı malzemeleri dönüştürebilir. Türk evinde kullanılan ahşap işlevsizleşince yakacak olarak kullanılabilir. Ayrıca taşlar yeniden bir inşa faaliyetinde kullanılabilir. Beton malzemeleri ise doğanın kalbi deşilerek maden olarak çıkarılır. Ayrıca ömrü bittiğinde dönüşemez moloz olarak çöpe atılır. Böyle bir durumda çevre kirliliğine davetiye çıkarır.
Beton medeniyeti pek çok güzelliğimizi alıp götürmüştür. Bugün yaşadığımız temel problemlerin bir kısmında beton medeniyetinin getirdiği düzen yatmaktadır. Ekonomik, kültürel ve sosyal sorunların içinde beton medeniyetinin sorumluluğunun olmadığını kim iddia edebilir.
Son söz yerine: Sezai Karakoç, medeniyet şehirleri için ruhlarımızı yansıtır, diye dile getirir. Ruhumuzun ve medeniyetimizin izlerinin yansıdığı evlere dönmek dileğiyle. Zira beton medeniyetiyle her geçen gün daha fazla şey kaybediyoruz.
