“Medeniyet teriminin düşünce tarihi boyunca kazandığı anlamların ortak noktası şehir hayatının sosyal, siyasal, entelektüel, kurumsal, teknik ve ekonomik alanlarda mümkün kıldığı birikim, düzey ve fırsatları ifade ediyor olmasıdır.” İslam Ansiklopedisi böyle der. Medeniyetin TDK’ye göre anlamı uygarlıktır. Mehmet Akif Ersoy merhum, medeniyeti ilim ve teknik üzerinden değerlendirmiştir. Araplar ise medeniyet kavramı için bir nevi şehirli olan derler. Sonuç olarak medeniyet bir toplumun sosyolojik, kültürel, teknik, düşünce ve ekonomi alanında ortaya koyduğu değerler bütünüdür.
Türk milleti tarih boyunca Türkistan, Hint, İran, Anadolu, Rus toprakları, Balkanlar, Arap yarımadası, Kuzey Afrika gibi çok geniş alanlarda medeniyete dair kıymetli eserler bırakmıştır. Çok çeşitli sahalarda ortaya konan değerler bugün de varlığını korumakta ve insanlığa değer olarak katkı sunmaya devam etmektedir.
Bu katkıyı anlamak için etrafımıza dönüp şöyle bakalım. Medeniyetimizin izlerini nerelerde nasıl görebiliriz? Tabi ki ilk göreceğimiz alanların başında mimari gelir. Selçuklu ve Osmanlı hakimiyeti Anadolu’ya artık Türk kimliğini vermiştir. Geriye ise imza atmak kalmıştır. Anadolu’yu dört başı mamur yaşanası bir coğrafya yapmak için inşa süreci başlamıştır. Türk evleri, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, camiler, imaretler, külliyeler hepsi birer Türk mimari değer olarak yüzyıllardır Anadolu’yu süslemektedir. Özellikle 16. yüzyılda Mimar Sinan’ın ortaya koyduğu eserler sadece değerli bir medeniyet örneği değil birer şaheserdir. Onun eserlerini izlemek, incelik zevki üzerine okumalar yapmak veya dayanıklılık üzerine gıpta ile bakmak insanın hayret duygusunu en üst seviyeye çıkarmaktadır. Bu sadece bir inşa faaliyeti değildir. İman ile tamamlanmış bir büyük ibadettir. Eserin ortaya konuluş biçimi ve amacı Allah’a şükretmek ve onun varlığını alemde en üst seviyede hissetmektir. Böyle bir durumda ancak ortaya şaheser çıkabilir.
Tüm bunların ardından günümüz mimarisine bakınca içimiz kan ağlıyor. Barınmayı sadece ihtiyaç gören ama ötesinde bir üslup geliştirmeyen, işlev konusunda incelikleri göz ardı eden, evi bir meta -para kazanma aracı- gören zevksiz anlayış her yerimizi sarmış durumda. Koca koca kulelerin içinde ruhsal ve psikolojik olarak heder olup giden insan portresi medeniyetin neresine düşmektedir sorusu aklımı kurcalıyor. Oysaki geçmişten bize miras olan özgün mimariyi reddetmeseydik maalesef böyle bir zevksizlikle karşı karşıya kalmayacaktık.
Geldiğimiz noktada “Neyi kaybettik?” ona da bakalım. Engin bir kültürün izleri artık yok. Birbirine eklemlenerek geliştirilmiş Türk mimari üslubu artık yok. Bugün cumba var mı, bugün kuş evi var mı, bugün külliye tarzında – istisnalar hariç- kaç tane cami inşa edilmektedir.
Paylaşım kültürü de yok. Geçmişte mimari üslup düşünülürken bütünlük de ele alınmıştır. Külliye, aslında bir yaşam alanıdır. Cami merkezli bu anlayışta kişi sadece namazını kılıp gitmez. Külliyede hayat bulur. Örneğin aşevleri de genel olarak külliye içinde olurdu. Aşevi bir paylaşım sembolüdür. İyilik sembolüdür. Ne yazık ki şu dönemde böyle bir mimari de yok böyle bir anlayış da yok.
Bugün mimaride saygı ve mahremiyet de yok. Türk evinde kuzulu kapı kültüründe iki tokmak vardı. İki tokmağın da kendine özgü bir anlamı vardı. Çıkan sese göre kadın mı erkek mi geldiği bilinir. Ona göre karşılanırdı. Bugün yüksek bahçe duvarları da yok. Kişinin yaşamını ifşa eden birer metre duvarın ardında çıplak evler var. Aile mahremiyetinin gözetilmediği katlar var.
Bugün zarafet yok. Türk evi beyaz badana, kiremit ve ahşabın ahenkli uyumunun en hoş halidir. Ne yazık ki soğuk beton duvarların bizi karşıladığı evlerin müdavimiyiz artık. Konakların sıra sıra camlarını özleyen pek kalmadı. Hele ki o ahşap tavan süslemeleri zarafetin en yüksek mertebesidir. Şemse tavan, ahşap tavan, eğmeçli tavan, çıtakari tavan… gibi isimlendirmeler duydunuz mu? Maalesef bunlar da geride kaldı. Motifler, oyma işçilikleri ise akla bile gelmiyor. Beyaz badana bir beton tavan bugün bizi karşılar.
Söz uzar gider. Ne yazık ki manzara pek de hayırlı değil. Çünkü bize ait olan medeniyet değerlerini bırakıp kimliksiz bir anlayışa dört elle sarıldık. Böyle bir durumda şimdilik yapabileceğimiz şey geçmişe bakıp hayıflanmak olacaktır. Yarınlar için de Anadolu’nun dört bir yanında bize ait değerlere sahip çıkacak düşünce ikliminin yeniden hakim olmasını beklemek olacaktır. İnşallah o günleri de görürüz.
