15.Yüzyılın başları 2.Murad Hüdavendigar’ın padişah olduğu dönemdir. Bergama’da, Hatip Mahmut adlı bir çiftçi tarlasını sürerken tarlasında içi altınlarla dolu üç adet küp bulur. Bu küpler bana ait değildir, devletime aittir, diyerek devlet yetkililerine haber vermek için içlerinden birkaç numune altın alarak Osmanlının başkenti Bursa’ya gider. Padişah Murad Hüdavendigar’ın akıllara ziyan bu tebaasından kuşku duymaz ama şaşkınlığını da gizleyemez.
“Bre Hatip Mahmut Ağa sen izzetli ve iffetli bir ademsin. Eğer dediklerin doğruysa üç küpten birisi senin olsun” der. Padişah güvendiği Müsahip Ağa ile birlikte Hatip Mahmut Ağayı Bergama’ya gönderir. Müsahip Ağa, bahsedilen tarlaya gelip görünce gözlerine inanamaz. Üç adam boyunca küp, üçünün de içi ağzına kadar altın dolu. Padişah fermanı gereği küpün biri içindekilerle birlikte Hatip Mahmut Ağa verilecektir. Hatip Mahmut Ağa, “İçindekileri alın. Şu ağzı kırık boş küpü hatıra olarak verseniz her şeyden evladır.” der. Koça gönül “Buğday mı nefes mi” misali padişahın gönül hoşnutluğunu istemiştir.
Musahip Ağa, Bursa’ya döner üç küp altını çuvallara doldurarak mühürler. Atlara yükleyerek padişahın huzuruna çıkar. Üç küp altını padişaha sunar ve hatıra olarak da ağzı kırık bir küpü boş olarak Hatip Mahmut Ağa’ya bıraktığını, söyler. Padişahın bu hoş hadiseden dolayı gözleri dolar. “Var git Bergama’ya o Hatip Mahmut Ağa’nın gözünün gördüğü topraklarımı ona hediye et. O bereketli topraklarda nasiplensin.” der. Hatip Mahmut Ağa’ya topraklarla birlikte paşalık unvanı olarak da tuğ verilerek ödüllendirilir ve bir de Osmanlı Ağa’sı olur. Hatip Mahmut Ağa’nın devlete bağışladığı bu altınlar Balkanların fethi için kullanılmıştır.
Hatip Mahmut Ağa’nın çocukları Bergama’da 1427 yılında hamam yaptırırlar. Bu hamamın girişine de bu üzeri kabartmalı Helenistik döneme ait mermer küpü koyarlar. O zamandan sonra bu hamamın adı artık “Küplü Hamam” olarak bilinir. Bergama’da bu küp 400 sene hamamda kalır. Bu şekilde anılır.
19.yüzyılın başlarında Avrupalı tarihçiler, seyyahlar Anadolu’yu dolaşmaya başlarlar. Bergama’da Anadolu’nun bilinen antik kentlerinden biri olduğu için yolları hep bu “Küplü Hamam” a düşer; bu küpün hikayesini öğrenmeye başlarlar. Bu küpü almak içi akıl almaz paralar teklif ederler. Paşanın torunları hatırası var diyerek bu küpü satmazlar. Küpün ünü artık ülke dışına çıkmıştır.
İngilizler, Almanlar, Fransızlar, Avusturyalılar bu meşhur küpü almak için çaba harcamaktadır. Küp artık Başkent İstanbul’da konuşulmaktadır. Fransız elçisi 2. Mahmut’tan ricacı olarak bu küpü ister. 2. Mahmut’un fermanıyla Hatip Mahmut Paşa’nın torunlarından alınan küp Fransa kralı Louis Philip’e hediye edilir. Üzerinde 15 süvarinin ellerinde meşalelerle koştuğu işlenen mermer küpün yüksekliği 0,974 m genişliği 1,677 m olup yassı ve şişman karınlıdır. Paris´e ulaştığı dönemden günümüze hala Louvre müzesinde sergilenmektedir. Kapağı ise Bergama Müzesi’ndedir. Diğer iki küp ise düzdür. III. Murat döneminde Ayasofya Cami´ne getirilmiş ve bugün hala bu müzede sergilenmektedir.
Küplü Hamam’ın Bergama Belediyesi tarafından 2008 yılında onarımı tamamlanmıştır. Günümüzde hamam olarak kullanılmaya devam etmektedir.

Kaynaklar:
KÜLTÜR VARLIKLARI : O. Bayatlı, “Küplü Hamam”, “Hamamın Küpü”, “Küpün Bulunuşu”, II Bergama´da Yakın Tarih, 2016, s: 66-75
Bergama Söylenceleri-Eyüp ERİŞ
