Yazar Ali Can
Geçtiğimiz günlerde Ankara’da yapılan NATO zirvesine damga vuran konulardan birisi de Anadolu- Türk mutfağının eşsiz lezzetlerinin konuklara sunulmasıydı. Özenle seçilen beş şef ülkemizin çeşitli yerlerinden belirlenmiş yiyecekleri en iyi şekilde hazırlamış ve ikram etmişti.
Neydi bu yiyecekler ona da bakalım…
Gecenin başlangıcında misafirlere sunulan taş fırın pideye, Trabzon tereyağı ve Hizan karakovan balı eşlik etti. Zeytinyağlı menüsünde ise yanık Denizli yoğurdu ile servis edilen sebze sote, liderlerin beğenisine sunuldu.
Ayrıca Kayseri mantısına yanık Denizli yoğurdu ve isli Ayaş salçası eşlik ederek geleneksel tatlara farklı bir yorum katıldı.
Deniz ürünlerini tercih eden konuklar için deniz levreği; tarhana, Urla sakız enginarı ve Tokat yaprağı ile hazırlanırken, et menüsünde ise ağır ateşte pişmiş dana kaburga öne çıktı.
Bu özel lezzete yanık Trabzon tereyağı, köz patlıcan ve kuzu göbeği mantarlı firik pilavı eşlik ederek Anadolu’nun bereketli topraklarının aromaları masaya taşındı.
Tatlı menüsünde konuklara sunulan Sütlü Nuriye, Antep fıstığı köpüğü, Maraş dondurması ve bergamot ile harmanlanarak servis edildi.
Liderler zirvesinden sonra yemeklere dair gerek iç basında gerek dış basında çok ciddi şekilde değerlendirmeler yapıldı. Yemekleri hazırlayan ekipleri bile yakından tanıma fırsatı bulduk.
Yıllardır Türk mutfağı dünya mutfağının neresindedir tartışması yapılıyor. Üst düzey bürokratik toplantı sonrasındaki değerlendirmelerle birlikte gördük ki Türk mutfağı dünya mutfağının zirve noktasına düşüyor. Ne yazık ki bir kısım medya veya toplumun bir kesmi de bunun farkında değil. Türk mutfağı sadece kendine özgülük dışında geniş coğrafyaların, milletlerin ve inanışların izini de taşır. Dünyanın kavşağında bulunan Anadolu; Türk, Arap, Fars, Kürt, Rum, Ermeni vb toplulukları… Müslüman, Yahudi, Hristiyan ve Pagan inanışları… Osmanlı, Selçuklu, Roma, Hitit, Pers vb medeniyetleri barındırmıştır. Bu durumda da müthiş bir sofra kültürünün oluşmasına sebep olmuştur.
Bu yönüyle hangi şehrimize hatta ilçemize hatta köylerimize gitseniz başka bir lezzetle tanışma ihtimalimiz var.
Geçtiğimiz hafta Akşehir gezimizde ailecek ilk baktığımız şeylerden birisi mutfağı oldu. Gidince neler yeriz diye araştırma yaptık. Bamya çorbası, etli ekmek, herse, Akşehir kebabı, yağ somonu… İmkanımız dahilinde bazı lezzetleri tattık. Örneğin yağ somonu Konya ilinin coğrafi tescilli bir yiyeceği. Eski zamanlarda içine peynir konarak yenilen bu gıda zamanla biraz daha özellik değiştirip içine et vb. ürünlerin de girmesiyle zenginleşmiş. Ne yazık ki koca ilçede bir yerde görebildik. İyi ki de yedik. Bir başka yöresel lezzet herseyi de tatmak istedik. Maalesef öyle bir imkanımız olmadı. Sorduğumuz yerlerde “O buralarda yapılmaz. Herse yapan ben hiç duymadım. O yemek eskidendi. Zahmetli.” gibi cevaplar aldık. Uğradığımız bir ayakkabı tamircisi ise benim oğlan hafta sonu Hıdırlık Tepesi’nde yemiş deyince hemen oraya yöneldik. Hıdırlık Tepesi’nde kurulmuş restoran da sadece pazar günleri yapıyoruz deyince içimize bir burukluk oturdu.
Tüm bunları niye dile getiriyorum?
Bir ilçedeki örneklik aslında Türkiye gerçeği olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki lokantalarımızda menüler daralıyor. Herkesin bildiği yemek ve çorbaların karşımıza geldiğini görüyoruz. Ayrıca büyük bir tehlike de hazır yiyecek istilasıdır. Reklam bombardımanı altında önümüze konulan hamburgerler, pizzalar, çiğ köfteler sanki ana menümüz gibi tüketiliyor. Ayrıca gazlı içecekler de sofraların baş tacı oldu. Kültürel olarak bizden çok uzak olan bir yeme alışkanlığı kazanmak üzereyiz. Bu eski nesiller için biraz zor ama hazır gıda kültürü içine doğmuş yeni nesiller için pek kolay.
300 çeşitten fazla çorbanın olduğu mutfağımız varken, Ankara Ticaret Odası (ATO) ile Ankara Patent Bürosu araştırmasına göre 2205 çeşit yöresel yiyecek ve içecek varken, bir diğer iddiaya göre tüm Anadolu’da 19 bin çeşit yemek varken, 1888 yılında Karaköy’de kurulmuş ilk lokantamız Hacı Abdullah lokantası sahibi Abdullah Korun’un söylediklerine göre Osmanlı saray mutfağında sadece patlıcanla 283 çeşit yemek yapılırken bu müthiş zenginlik daha çok özeni ve saygıyı hak ediyor. Yemek de bir yüksek kültür ve medeniyet işaretidir. O zaman dünyada hak ettiğimiz konumda olmak dileğiyle diyerek bitirelim.
Not: Yazıyı yazarken Sakarya Kültür yolu festivalleri çerçevesinde yöresel yemeklerin lezzet durakları adıyla artık Sakarya’daki lokantalarda coğrafi işareti olacakmış. Böylece dışarıdan gelen birisi çok fazla araştırma yapmadan lokantada coğrafi işaret varsa ve o hangi yemekse onu orada yiyebilecek. Bu hem Sakarya adına hem de yemek kültürümüz adına küçük ama sevindirici bir gelişme.
