Yazar Ali Can
Modern dönemin bize en büyük hediyesi -kimileri de kazığı diyor, karar sizin– başkalarının düzenlediği ya da dayattığı hayatı yaşamamızdır. Bu öyle bir hal almıştır ki yediğimiz yemek, uyuyacağımız yatak, giyeceğimiz elbise hatta evleneceğimiz insan tipi bile bizim seçimlerimizle değil de birilerinin bize dayattığı şekliyle oluyor. Ne yazık ki ya buna gönüllüyüz ya da bu tavra çok fena alıştık. Aslında özet olarak kendimiz olmaktan çıktık ve başka kimliklerin tahakkümünde hayat sürüyoruz. Neyleyim o zaman böyle bir yaşantıyı diye de kendime soruyorum. Beni bu düşüncelere sürükleyen de son dönem okuduğum bir kitabın paragrafı…
Yakın dönemde kaybettiğimiz Bülent Akyürek yaşadığı çalkantılı hayatın ardından doğruyu bulduğunu ve hayatın anlamını idrak ettiğini söylüyordu. Ketebe yayınlarından çıkan “Geriye Doğru İleri” kitabında da buna paralel bir anlatıyla bizlere hayatın anlamını sorgulatıyor. Benim dikkatimi birçok yer çekti ve altını çizdim ama özellikle bir yerde durup düşündüm. Çünkü milyar nüfus dünyada özgünlüğün rafa kalktığı birbirine benzeme sıradanlığının kutsandığı feci bir dönemdeyiz. İlgili satırlar da bunu onaylamıyor mu?
“Camide ya da cenazede yan yana gelen ümmet, artık modern insanın toplama kampı olan ümmet-i internette toplanıyor. Hayatın zorluklarını kendi gözleriyle görüp mücadele eden ilkel insanın aksine şimdi internette bize başkaları gösteriliyor. Gözümüze gelen görüntü başkasının gözünden bize yansıyor, biz de gördüğümüzü başkasına yansıtınca hakikat yansımaların arasında yok olup gidiyor. Buna algı diyoruz; başkalarının gösterdiği şey onların menfaatinedir, bize neden işimize yarayan şeyi göstersinler?”
Mesele zaten tam olarak o budur. Fert olarak, yani insan olarak bize sunulan akıl süzgecinden geçirmeden karar vermek genel olarak makul değilken dayatma veya gösterme yöntemiyle sen böyle yaşa anlayışı hayatımıza yerleşti. Aksi gibi de bağımlı olduk. Sanal medya olmadan yaşamayı hayal bile edemiyoruz. Oysaki hepi topu çeyrek asırlık geçmişi olan bir düzen bu. Sanki bin yıllardır hayatımızın vazgeçilmezi muamelesi yapıyoruz. Sanal dünyada kandırılsak bile üzerini örtüp hiçbir şey yokmuş gibi davranıyoruz. Oysaki bir kişi gerçek yaşantısında alışveriş yaparken kandırılsa bir daha o dükkana uğramayı düşünmez. Böyle bir tepki doğal olarak haklıdır ama aynı hassasiyet sanal dünya için neden geçerli değil? Orası sadece sanal olup gerçek olmadığı için mi böyle? O zaman bu kadar bağ(ım)lılık niye?
Bu soruların içtenlikle cevabını verip özeleştiri yapabilirsek o zaman bazı şeylerin idrakine daha rahat varabilece-
ğiz. Aksi takdirde bir sonraki tufan yapay zeka imparatorluğuna(!) biat olacak.
