NAZLI AZEKEN
Ülkemizin düşman işgalinden kurtulma sürecindeki tam bağımsızlık fikrinin bir ifadesi olan Kemalizm, aynı zamanda modernleşme sürecinin de temsili olan bir kavramdır. Hem cephedeki düşmanlara karşı hem de büyük zaferden sonra, her alanda kalkınma ve gelişme için açılan cephelerde verilen o büyük mücadelede, bu gücü temsil eden sarsılmaz ruhun temsili olmuştur.
Kimileri onu yalnızca bir siyasi görüş olarak tanımlamaya çalışırken, kimileri Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi olarak görür. Oysa Kemalizm, sadece belirli bir dönemin politikalarıyla sınırlı olmayan; tam bağımsızlık, akıl, bilim, çağdaşlaşma ve ulusal egemenlik temelinde şekillenmiş bir düşünce sistemidir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde verilen Kurtuluş Savaşı sürecinde ortaya çıkan bu anlayışın temelinde, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi yer almaktadır. Bu nedenle Kemalizm; saray yönetimine, monarşiye karşı ulusal egemenliği; kulluğa karşı yurttaşlığı, bağımsızlığı, özgürlüğü ve temsil hakkını savunur. Cumhuriyet’in ilanı ve modernleşme devrimleri, bu anlayışın somutlaşmış halidir.
Kemalizm’i yalnızca altı okla veya anayasal bir tanımla açıklamak, tam karşılığıyla anlatmakta eksik kalacaktır. Çünkü Cumhuriyetimizin yakın tarihinde yaşanan devrimlerden ve tecrübelerden de anlıyoruz ki Kemalizm aynı zamanda bir kalkınma ve aydınlanma projesiydi: Akla ve bilime dayanan eğitim politikaları ve karma eğitim ile çağdaşlarının gelişim düzeyine ulaşma, üniversite reformları ve okuma-yazma seferberlikleri ile de bu anlayışın hayata geçirilmesinin en önemli adımları atılmıştır. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü de Kemalist düşüncenin özünü ortaya koymaktadır.
Eğitim alanında açılan Halkevleri, Köy Enstitüleri ve Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ulaştırılan okullar, Kemalizm’in “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller” yetiştirme hedefinin yansımalarıydı. Anadolu’daki bir köy çocuğunun eğitim yoluyla ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmesi, Cumhuriyet devriminin en önemli başarılarından biri olarak kabul edilir.
Bu düşünce sisteminin en önemli ayaklarından biri de kadın haklarıdır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanınması, eğitim ve çalışma hayatında eşit yurttaşlık imkanlarının sağlanması, medeni kanun ile eksik kaldığı pek çok alanda kendini temsil etmesinin yasalarla güvence altına alınması, yalnızca hukuki bir reform değil, toplumsal dönüşümün en önemli parçalarından biri olmuştur. Bu yönüyle Kemalizm, kadının toplum hayatındaki yerini güçlendiren bir modernleşme hareketidir. Çünkü toplumları oluşturan bireyleri yetiştiren, geleceğin mimarı olan kadınların donanımı, bilgisi ve temel haklarının güvence altında olması, o toplumun kalitesinin de en hayati temelidir.
Kemalizm aynı zamanda laikliktir. Laiklik, çoğu zaman yanlış anlaşıldığı gibi dine karşı olmak değil; devletin tüm inançlara eşit mesafede durması ve yurttaşların inanç ve ibadet özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Hukukun dinî veya mezhepsel ayrıcalıklardan arındırılarak herkes için eşit uygulanması, Kemalist devlet anlayışının temel taşlarından biridir. Çünkü, bir toplumun temellerinin en önemli ayağından biri de inanç kullanılarak oluşacak pozitif ya da negatif ayrıcalıkların ortadan kaldırılması, siyasete alet edilerek bölünme ya da kutuplaşmaya neden olmasının önlenmesi, adaletin şartsız, koşulsuz olarak herkese sağlanmasıdır.
Ekonomik açıdan bakıldığında Kemalizm, milli üretimi ve kalkınmayı önceleyen bir anlayış ortaya koymuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan şeker fabrikaları, demir-çelik tesisleri, uçak fabrikası, tekstil fabrikaları, tarım alanındaki yatırımlar ve sanayi yatırımları ekonomik bağımsızlığın dolayısıyla da siyasi bağımsızlığın ayrılmaz bir parçası olarak görüldüğünü göstermektedir. Demiryollarının ülkenin dört bir yanına ulaştırılması da yalnızca bir ulaşım politikası değil, aynı zamanda planlanarak yapılan üretimlerle bütün ulusun bütünleşme hamlesiydi.
Sağlık alanında gerçekleştirilen reformlar da Kemalist modernleşmenin en önemli unsurlarından bir diğeridir. Savaş dönemindeki kısıtlı ve zorlu koşullarda mücadele edilen ve önemli kayıplar verilen salgın hastalıklarla mücadele için de koruyucu sağlık hizmetleri ve sağlık kurumlarının yaygınlaştırılması sağlanmış, aşı ve hastalıktan korunma yöntemlerinin geliştirilmesi için önemli adımlar atılarak, kısa sürede büyük ilerlemeler sağlanmıştır. Üstelik genç Cumhuriyetimiz, savaşlardan yeni çıkmış, imkanların ve ihtiyaç duyulan yetişmiş uzmanların son derece kısıtlı olduğu koşullarda, bir toplumun yeniden ayağa kalkmasını sağlama iradesini, bu ruhtan almıştır.
Kemalizm’in dış politikadaki temel ilkesi ise Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” sözüyle ifade edilmiştir. Bu anlayış, savaşı ancak zorunlu durumlarda başvurulabilecek bir araç olarak gören; barışı ve uluslararası iş birliğini esas alan bir anlayıştır.
Bugün Kemalizm tarihsel gerçeklik açısından objektif bir akıl ile değerlendirildiğinde; emperyalizme karşı her alanda tam bağımsızlık mücadelesinin, ulusal egemenliğin, milli birlik, kültür ve dayanışmanın, akıl ve bilimin rehberliğinde çağdaşlaşmanın ve yurttaşlık bilincinin ortak ifadesi olduğu, yapılan adımların neticesi olarak görülecektir.
Kısacası Kemalizm, yalnızca geçmişte yaşanmış bir dönemi ifade eden bir tanımlama değildir. Hatta bu ifadeyi, Kurtuluş Savaşı mücadelesinde emperyalist işgale karşı gördükleri vatanseverleri tanımlamak için ilk defa kullananlar, emperyalist İngiliz yetkilileri ve işbirlikçileridir. Kemalizm bağımsızlığı ve toplumsal bilinci koruma iradesi, akla ve bilime güven, milli üretime değer verme, kadın-erkek eşitliğini savunma, hukukun üstünlüğü esas alınarak adaletin her koşulda sağlanması, daima çağdaş gelişim düzeyini yakalama ve daha ileriye geçmek için çalışma, evrensel ahlak ve etik değerlerin, insan haklarının, kadının, çocuğun ve emeğin korunması ve barışı önceleme hedefidir. Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan bu fikir mirası, Türkiye’nin modernleşme yolculuğunun en önemli kilometre taşlarından biri olduğunu bize devrimlerle göstermiş, bugün, yarın ve daima bütün bu anlayışın, Türk ulusunun bağrında yaşatılması gerekliliğini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat etmiştir.
