RECEP TOZDUMAN
Beyninizin sürekli sizinle konuştuğunu fark ettiniz mi? Beyninizde durmadan bir vızıltı, bitmeyen sesler vardır. Bir şeye odaklanamaz, yatsanız bile uyuyamazsınız. Zihninizde sürekli şu sesler dolaşır: “Bu bana yapılır mıydı?”, “Bunu bana nasıl yaparlar?”, “O da kim oluyor ki?”
Hiç kendinizi geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin endişeleri arasında sıkışmış hissettiniz mi? Beyniniz sürekli bir şeyler düşünüyor ama bir türlü mutlu olamıyor musunuz? Sanki zihniniz tarafından esir alınmış, onun hapishanesinde yaşıyor ve hayatınızı onun yönettiğini hissediyor musunuz?
Peki, zihninizin bu seslerinden nasıl özgürleşebilirsiniz?
Fark etmişsinizdir; zihniniz sürekli plan yapar, endişelenir, geçmişi düşünür, yargılar ve eleştirir. Eğer zihniniz sürekli konuşuyorsa, onu dinleyen ve ona değer veren kimdir? Çünkü siz zihniniz değilsiniz. Zihin, her olasılığa göre senaryolar üretmeye yatkındır. Üstelik bu senaryoların büyük bölümü olumsuzdur. Ancak olumsuz düşüncelerin önemli bir kısmı hiçbir zaman gerçekleşmez.
Peki, zihnin bu tutsaklığından nasıl kurtulabilirsiniz? Nasıl özgürleşebilirsiniz?
Bilinçli farkındalıkla.
Gerçek huzur geçmişte ya da gelecekte değil, yalnızca şu anda bulunur. Günümüz insanı ya geçmişin hatalarına takılı kalır ya da gelecekle ilgili korkuların içinde kaybolur. Oysa gerçek mutluluk yalnızca şu anda vardır.
Zihin sizi yönetmek zorunda değildir. Gerçek bilinç, zihnin ötesinde saklıdır.
Zihni bir televizyon yayını gibi düşünün. Sürekli birileri konuşuyor ve durmadan bir şeyler anlatıyor. Oysa bu yayının kanalını değiştirmek, hatta tamamen kapatmak mümkündür. Dinlemeyi veya izlemeyi bıraktığınızda içsel gerçeklik ortaya çıkar ve iç huzuru yaşamaya başlarsınız.
Televizyonda gördüğünüz bir yanardağ, bir yılan ya da avının peşinden koşan bir aslan sizi gerçekten korkutmuyorsa; bir ofiste duvara asılı, dalgalar üzerinde yüzen bir gemi tablosuna baktığınızda korkmuyorsanız; zihninize gelen kötü düşünce ve duygulara da aynı şekilde bakabilirsiniz. Onları yalnızca bir görüntü gibi izlediğinizde iç huzuru yakalayabilirsiniz.
Eckhart Tolle şöyle der:
“Peki bu sessizliği nasıl yakalayabilirsiniz? Sakin bir şekilde düşüncelerinizi gözlemlemeyi deneyin. Zihniniz size geçmişin pişmanlıklarını ya da geleceğin korkularını hatırlattığında bir adım geriye çekilin ve şu soruyu sorun: Bu düşünce şu anki gerçekliğimi mi yansıtıyor, yoksa geçmişten gelen bir yankı mı?”
Farkındalıkla gözlem yaptığınızda düşüncelerin bulutlar gibi gelip geçtiğini fark edersiniz. Önemli olan onların içine kapılmadan, etkisine girmeden onları gözlemleyebilmektir. Böylece zihnin düşünceler üzerindeki etkisi azalır ve şu anda daha fazla kalabilirsiniz.
Peki, şu anda kalmak neden bu kadar önemlidir?
Çünkü geçmiş yalnızca bir hatıra, gelecek ise yalnızca bir projeksiyondur. Gerçek olan, yalnızca yaşanan andır.
Zihniniz sizi geçmişe veya geleceğe götürdüğünde bulunduğunuz ortamın seslerini dinleyin: Rüzgârı, yağmuru, dışarıdaki araçların sesini… Bir düşünce geldiğinde onun peşinden gitmeyin, yalnızca gözlemleyin. Bu, zihnin geçmiş ile gelecek arasında gidip gelmesini azaltır ve gerçek varoluş hissini ortaya çıkarır.
Şimdiyi yaşamak, insanın iç huzura ulaşmasının en önemli anahtarlarından biridir. Ancak çoğu zaman bu huzuru yaşamak yerine gelecekteki hayali mutlulukların peşinden koşarız:
“Şu işi bitirince rahatlayacağım.”
“Tatile çıkınca mutlu olacağım.”
“Yeni bir ev alınca huzurlu olacağım.”
Bu düşünceler bizi sürekli ileriye iter. Oysa elimizde olan tek gerçeklik yaşadığımız andır. Onun farkına varıp şükrünü yaşayabiliyor muyuz?
Beden farkındalığı bile şu anda kalmak için güçlü bir yöntemdir. Oturduğunuz yerin sertliğini, ayaklarınızın yere temasını, ellerinizdeki sıcaklık ve soğukluk hissini fark etmek sizi yeniden bulunduğunuz ana getirir.
Ne kadar çok bilinçli farkındalık uygularsanız, o kadar çok şu ana odaklanırsınız.
Duygusal acılar çoğu zaman şu anı kabul etmemekten kaynaklanır. Direnç ise zihnin “Bu böyle olmamalıydı.” dediği her şeydir.
Gerçek huzur, olayları olduğu gibi görebildiğiniz ve kabul edebildiğiniz anda ortaya çıkar. Direnç, yaşanan olaylarla beklentilerimiz arasındaki boşluktur.
Zihnimiz mevcut durumu değiştirmeye çalıştıkça, ona karşı koydukça stres, öfke, üzüntü ve kaygı ortaya çıkar. Direnç hayatla sürekli savaş hâlidir; kabul ise rahatlık ve akışta kalma durumudur.
Paradoksal gerçek şudur: Endişeyi bıraktığınızda her şey yerine oturmaya başlar.
Trafikte sıkışmak birçok kişi için moral bozucu bir durumdur. Diyelim ki işe yetişmeniz gerekiyor ve trafik tamamen durmuş durumda. Zihniniz hemen şikâyet etmeye başlar:
“Trafik neden bu kadar sıkışık?”
“Keşke daha erken çıksaydım.”
“İnsanlar neden bu kadar kötü araba kullanıyor?”
Ama gerçek değişmez: Şu anda trafiğin içindesiniz. Öfkelenmek, bağırmak veya strese girmek sorunu çözmez. Ancak durumu kabul ettiğinizde enerjinizi daha faydalı şeylere yönlendirebilirsiniz.
Belki rahatlatıcı bir müzik açarsınız, belki bir sesli kitap dinlersiniz ya da nefesinize odaklanırsınız.
Direnci bırakmak huzur getirir.
Kabul etmek hayattan vazgeçmek anlamına gelmez. Kabul etmek, olaylar karşısında nasıl hareket edeceğinizi daha sağlıklı belirleyebilmenizdir.
Kendinize şu soruyu sorun:
“Şu an elimde olmayan bir şey için öfkelenmek veya üzülmek bana ne kazandırıyor?”
Cevap çoğu zaman şudur:
“Hiçbir şey.”
İşte tam da bu farkındalık huzurun kapısını açan anahtardır.
Hiç dikkat ettiniz mi? Aynı anahtar hem kapıyı kilitler hem de açar.
Neyi düşünüyorsanız, odağınız neredeyse siz de oradasınız.
Carl Gustav Jung şöyle der:
“Evren konuşuyor. Sen duyabiliyor musun? Sen okuyabiliyor musun? Ama endişelendiğin zaman onun sesini duyamazsın.”
Mutlu olmanın ve bırakmanın yedi adımı
1. Adım: Farkındalık
Neyi kontrol etmeye çalıştığını fark et. Her gün kendine sor:
“Bugün neyi zorladım? Neye sıkıca tutundum?”
2. Adım: Kabul
Kontrol edemediğin şeyleri kabul et. Kabul, değişimin başlangıcıdır.
3. Adım: Şimdiye odaklan
Geçmiş gitti, gelecek henüz gelmedi. Sadece şimdi var.
4. Adım: Eyleme geç ama zorlama
Problem çözmekle endişelenmek arasındaki farkı öğren.
5. Adım: Güven geliştir
Kendine, hayata ve inançlarına güven.
6. Adım: Akışa katıl
Hayatın sana sunduklarını gözlemle.
7. Adım: Bırak
Hedeflerin olsun, ancak sonuçlara bağımlı olma.
Son olarak şu dua ile bitirebiliriz:
“Allah’ım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır, değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret ve ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için bilgelik ver.”

Kaleminiz hep böyle güzel şeyler yazmaya devam etsin sayın hocam .Bu aşamalardan bazen altıncı basamağa gelip bırakıyoruz belkide tamamen akışa teslim olmak gerekiyordur.