Bir damla kanı temizlemeye bir ömür yeter mi sandınız?
Ben saçının teline kıyamazken, sen benim olanı almaya nasıl cesaret edebildin?
Bu okul koridorlarında yankılanan sesin silinmesi kaç zamanımızı alır, kaç çocuğumuzu alacak daha, bilemediğimiz bir hengamedeyiz.
Kaldı ki sen de bir annenin evladıydın; seni benimkinden ayıran kadere mi üzüleyim, yoksa senin bu hâline mi?
Hangi eksiklik büyüttü seni bu kadar, hangi sessizlik içini bu kadar kararttı?
Hangi karanlık, bir cana kıyacak kadar yer etti içinde?
Annenin yüreğine düşen ateş, “imtihanımız” diye susmayı öğretti bize. Ama her susuş kabulleniş miydi?
Hadi, olanlar benim imtihanımdı diyelim.
Peki ya sizin verdiğiniz tepki sizin imtihanınız değil miydi? Bir acının karşısında susmak mı size düşen?
Sessizliğinizle mi geçtiniz bu sınavdan, yoksa görmezden gelerek mi?
Bir annenin çığlığı duyulmayınca yok mu sayılır?
Yaraları açanlara hesabımızı kapatamazken, seyredenlerle derinleşti acılarımız.
Bir çocuğun elindeki silahı konuşurken, onun eline o karanlığı bırakanları neden bu kadar kolay affettiniz?
Ben saçının kokusunu içime çekmeye doyamazken, siz bir annenin ömrünü hangi cümleye sığdırdınız?
Ve ben bir anne olarak soruyorum size:
Kendine yetememiş ebeveynlerin umarsız çocuklarına mı emanet edilecek yurdum?
