Millet; ortak bir tarih, dil, kültür, duygu ve gelenek birliği olan, ortak yaşanmış derin acılar, sevinçler ile bu yaşanmışlıkların içinden süzülerek tecrübelerle oluşmuş ortak değerlerden ve bütün bunların yaşatılması için geleceğe dair ortak bir sorumluluk duygusundan oluşur.
İşte milli vicdan da bütün bu ortaklığın ahlaki merkezidir. Bir milletin kendi tarihine, kültürüne, bağımsızlığına, değerlerine ve geleceğine karşı duyduğu ortak sorumluluktur. Aynı zamanda; geçmişte yaşananları unutmamak, yapılan haksızlıklardan ve hatalardan ders çıkarmak, kendi kültür miraslarını tanımak, sahip çıkmak ve ülkesinin bağımsızlığını kişisel çıkarların üzerinde tutabilmektir.
Milli vicdan, “Ben” den “Biz” e geçebilme bilincidir. Fakat burada önemli bir ayrım vardır. Milli vicdan, başka milletleri küçümsemek değildir. Bir milletin kendi kimliğini sevmesi, başka milletlerin kimliğine düşman olmasını gerektirmez. Aksine gerçek milli bilinç, insanlığın ortak değerlerini ve evrensel ahlakı korurken kendi milletinin varlığını, dilini, tarihini ve bağımsızlığını bu bilinçle savunabilmektir. Çünkü milli vicdanın özü üstünlük değil, adalet ve sorumluluktur.
Bir toplumun hafızası zayıfladığında, binlerce yıllık yaşanmışlıklardan edinilen tecrübeler, bu süreçte ödenen bedeller, çıkarılan dersler ve milleti bir arada tutan sarsılmaz bağları taşıyan kültür birikimleri de unutulmaya başlar.
Tarihini ve kimliğini unutan, bilmeyen toplumlar, daha önce kazanılmış ve unutulmuş tecrübeler için aynı acıları ve benzer bedelleri tekrar tekrar ödemek zorunda kalabilirler. Çünkü tarih bize yalnızca geçmişte ne olduğunu anlatmaz; geçmişten bugüne kim olduğumuzu, hangi yollardan nasıl geçtiğimizi, bu süreçte oluşan ve bizi bir arada tutan güç olan ortak kimliğimizi, dostlarımızı ve düşmanlarımızı öğretirken, yarınlara güvenle yürümemiz için gerekli olan o güçlü öngörüyü de sağlar.
Bir milletin bağımsızlığı yalnızca ordusuyla korunmaz. Onu asıl yaşatan şey, bağımsızlığın neden gerekli olduğunu bilen insanların ortak iradesidir. İşgale uğrayan bir toplumun fertleri kişisel menfaatlerini korumaya çalışır ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” demeye başladığında toplumsal direnç kırılır.
Fakat insanlar; “Bu yalnızca benim evimin, benim hayatımın meselesi değil. Bu hepimizin geleceği…” diyebildiğinde, kişisel korkuların yerini ortak bir irade almaya başlar ve milli vicdanın sesi de buradan doğar. İşteMilli vicdan da bu noktada devreye girer ve mücadele cesaretini doğuran ortak gücün kaynağı da buradan gelir. Büyük Türk Milletinin verdiği Millî Mücadele, milli vicdanın bağımsızlık iradesine dönüşmesinin en güçlü örneklerinden biridir.
Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonrasında parçalanması ve Anadolu’nun işgal edilmesi karşısında ortaya çıkan Millî Mücadele, yalnızca askerî bir mücadele değildi. Aynı zamanda; “Bu topraklarda kendi geleceğimizi kendimiz belirleyeceğiz.” Diyebilen, vicdan adaleti güçlü bir milletin iradesiydi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde örgütlenen bu mücadele, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla sonuçlandı. Burada milli vicdan; bağımsızlık, egemenlik, adalet, ortak ülkü ve ortak gelecek fikriyle birleşti.
Fakat bu yalnızca Türkiye’ye özgü bir tarihsel deneyim değildi. Hindistan’da Gandhi’nin savunduğu sivil şiddetsiz direniş, milyonlarca insanın sömürge yönetimine karşı ortak bir irade oluşturmasına yardımcı oldu. Buradaki güç yalnızca siyasetten değil, insanların kendi ülkelerinin geleceği üzerinde söz sahibi olma hakkına duydukları inançtan doğuyordu.
Cezayir’in 1830’da başlayan Fransız sömürge yönetimine karşı direnişi, 20. yüzyılda Cezayir Millî Kurtuluş Cephesi’nin yürüttüğü mücadele sonucunda 1962’de bağımsızlığını kazandı. Bu süreçte kimlik, tarih, kültür ve kendi kaderini tayin etme düşüncesi, bağımsızlık mücadelesinin temel dayanaklarından biri olmuştu.
Vietnam’ın bağımsızlık mücadelesi de benzer bir örnektir. Bir toplumun bağımsızlık arzusu yalnızca bir siyasi program değildi. İnsanların kendilerini ortak bir tarih ve gelecek içerisinde görmeleri, uzun ve zorlu mücadelelerde bile güçlü toplumsal dayanıklılık yaratabiliyordu.
Endonezya, 1949’da Gana ise 1957’de bağımsızlığını kazandı. Bütün bu ülkelerin her birinin tarihsel şartları birbirinden mutlaka farklıdır. Fakat hepsinin ortak noktaları; bir toplumun, kendi geleceğini başkasının iradesine bırakmak istemediğinde bağımsızlık düşüncesini toplumsal bir güce dönüştürebilmiş olmasıdır.
Bütün bu tarihi süreçlerden de anlayabiliyoruz ki; sömürgeciliğin karşısındaki en güçlü direnç tek başına silah değildi. Aynı zamanda kendini millet olarak hatırlamak, kimliğine, değerlerine, diline, kültürüne, tarihine ve geleceğine sahip çıkmak, ama bunun için önce geçmişini unutmamaktı.
Milli vicdanın zayıfladığı toplumlarda ortak değerler önce parçalanmayasonra dönüşmeye ve yavaş yavaş silinmeye başlar. İnsanlar burada artık ülkenin geleceğinden çok kendi çıkarını düşünmektedir. Bireysel adaletin yüklediği sorumluluk duygusu zayıflamış, vicdanlar körleşmeye ve toplumsal vicdan susmaya başlamıştır.
Artık tarih yalnızca işine geldiği kadar bölümüyle ve yorumlamakistendiği şekilde hatırlanır. Tecrübeler ve ödenen bedeller, kişisel menfaatler penceresinden bakılarak yeniden yorumlanır.
Toplumun bir kesiminin kaybı ya da acısı, kendi rahatını koruma kaygısından başka hiçbir derdi olmayan diğer kesimleri hiç ilgilendirmez.Duyarsızlık yaygınlaşır ve adalet duygusu kişilere, makam, mevki ve itibara göre yönünü değiştirir.
Dil, kültür, değerler ve ortak hafıza önemini kaybeder. Ve en tehlikelisi, değerlerin içi boşalır ve bağımsızlığın bile anlamı zamanla unutulmaya başlanır. Çünkü özgürlüğünü kaybetmek her zaman bir gecede gerçekleşmez. Bazen bir millet önce tarihini unutmaya başlar, sonra ortak değerlerini, kültürünü, manevi miraslarını ve kapıldığı bir rehavetin içinde yavaş yavaş eridiğini anlayamaz…
Milli vicdanın en önemli özelliğinden biri adalet duygusudur. Kendi milletinin yaptığı hataları görebilen insanın milli bilinci daha güçlüdür.Çünkü gerçek bağlılık, hataları örtmek değil; yanlışları düzeltecek cesareti gösterebilmektir. Bir milletini sevmek, onun her yaptığını doğru kabul etmek değildir. Tam tersine; “Bu ülke benim olduğu için onun yanlışlarını da düzeltmek benim sorumluluğumdur.” diyebilmektir.
Bu nedenle milli vicdan; sloganlardan, sembollerden ve hamasi söylemlerden çok daha derin ve hayati bir kavramdır. Bir millet önce kendi vicdanında bağımsız ve adil olmak zorundadır.
Bir milletin sınırlarını orduları koruyabilir, devletini kurumlarıyönetebilir, ekonomisini fabrikalar ve üretim ayakta tutabilir. Ancakbütün bunların üzerinde, toplumu bir arada tutan, adalet ve huzuru sağlayan görünmez bir bağ vardır: Ortak vicdan.
Milli vicdan, bir milletin “Biz kimiz, nereden geldik, neleri yaşadık ve geleceğimizi nasıl kuracağız?” sorularına verdiği ortak ahlaki cevaptır.
Bir milletin en büyük hazinesi yalnızca toprağı, yeraltı kaynakları ya da ekonomik gücü değildir: Haksızlık karşısında susmayan; tarihini unutmayan, kültürünü, kimliğini, bağımsızlığının değerini bilen ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk hisseden milli vicdanıdır. Çünkü bir millet önce toprağında değil, vicdanında bağımsız olur.
