(Anemon Günlüğü 8-9-10 Mayıs 2026)
Gökçeada’ya 3 km mesafedeki Zeytinli Köyü’nü de görmek, geçmişi 1890’lı yıllara dayanan tadı ve lezzetiyle ünlü “Madam’ın Dibek Kahvesi”nden içmek istiyoruz. Köyün girişindeki park alanına otobüsümüzü bırakıyor, taş döşeli yoldan yukarıya doğru yürüyoruz.
Zeytinli Köyü ve Madam’ın Dibek Kahvesi
Yeme içme ve eğlence mekânlarının girişleri çeşitli renklere boyanıp, çiçek resimleriyle donatılmış, hepimizin bildiği, terennüm ettiği hoş ve güzel şarkı sözleri yazılmış. Alt kısımlarını farklı çiçek şekilleriyle süsledikleri menekşe renkli ahşap kapının üst kısmında tam da burayı tarif eden; “Seni gördüm rüyamda/Arnavut kaldırımlı taş sokakta” dizeleri hepimizi gülümsetiyor. Burada, Zeytinli Köyü hatırası çektirip yolumuza devam ediyoruz.
Yolun sağındaki kilisenin dış duvarının önünde yüksek bir kaide üzerine yerleştirilen Atatürk büstü ile göndere çekili bayrağımızı görüyorum. Kaidenin sokağa bakan cephesine Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene” sözleriyle doğum ve ölüm tarihleri yazılmış.
Biraz ilerleyince üç oluklu kuru çeşme dikkatimi çekiyor. Üst tarafına yerleştirilen üçgen şeklindeki kaidede; “Bu çeşme Harilgu Anağnostu masrafile karısı Apgironun hatırasına inşa edilmiştir. 1938” yazıyor. Sokakları gezdiğimiz diğer köylere benzemiyor. Oldukça geniş. Ahşap çerçevesiyle dikkat çeken “(İmroz) Gökçeada’yı Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği” lokalinin önünden geçerek yolumuza devam ediyoruz. Derneğin adı, kapının sol tarafındaki levhaya Türkçe, Rumca ve İngilizce olarak yazılmış.
Gayet temiz ve güzel görünen Yeşil Ev adındaki yeme içme mekânın fiyatlarından da birkaç örnek vereyim: İki kişilik serpme kahvaltı (1.500 TL), Günün çorbası (150 TL), Tabak kahvaltı (600 TL), Menemen (250 TL), Çay (40 TL), Oğlak 200 g (750 TL), Sakızlı muhallebi (200 TL) …
Madam’ın mekânına yaklaşırken arkadaşlarımızın bir bölümünü geri dönerken bulduk. Kapalıymış. Yaz mevsiminde açılıyor, madamın Amerika’dan gelen yakını dibek kahvesi tiryakilerine hizmet veriyor, bu ismi ve mekânı yaşatmaya çalışıyormuş. Buraya kadar gelmişken “Madam’ın Dibek Kahvehanesi”ni görmeden gidemezdim. Yokuşun başına doğru ilerledim. Koyu renk, ahşap doğramalı 145 kapı numaralı küçük dükkânın ön cephesindeki levhaya “Madam’ın Özel Dibek Kahvesi” yazılmış. Geri dönüyoruz. Zeytinli Köyü Muhtarlığı, tek katlı, kiremit çatılı küçük bir taş binada hizmet veriyor. Sokaklar ve işyerleri temiz, düzenli. Saat 15.00’te Gökçeada’ya dönmek üzere hareket ediyoruz.
İlçe merkezinde verilen serbest zamanda, çarşıyı dolaşıyor, alışveriş yapıyor, adaya özgü hediyelikler alıyoruz. Atatürk heykelinin olduğu meydanda bir grup öğrenci öğretmenleriyle birlikte minik bir sergi açmışlar. Ebru teknesi ve ebru çalışmalarını görüyorum. Ebruyu, İlkokulda Ali Rıza Uçak öğretmenimden görmüş, meslek hayatım boyunca öğrencilerime bu güzel Türk sanatını, “Renklerin dansı”nı öğretmiştim. Savaş Muratoğlu bey, ebru hocası grup rehberi öğretmenle kısa bir süre sohbet ediyor.
Adanın bademli kurabiyeleri oldukça meşhur. En bilinir ve tanınır olanı, “Efi” markalı ürün. Adını, bu kurabiyeyi yapan Rum Madam Efi’den almış. Et ve süt ürünleri, bal, zeytin ve zeytinyağları oldukça lezzetli, kaliteli.
Saat 17.00’ye doğru yemek için Gökçeada Askerî Gazinosuna gidiyoruz. Sabah saatlerinde öğretmenevi müdürümüz ve TSK emeklisi kulüp üyemizin gayretleriyle rezervasyonlarımız yapılmıştı. Deniz kıyısındaki tesis, verdiği hizmet ve konumu itibarıyla gayet güzel. Yemek sonrası çaylarımızı içip güzel bir olaya şahitlik etmek için Kaleköy’e hareket ediyoruz.
Kaleköy’den Gün Batımını Seyretmek!
Gün batımının en güzel izlendiği nadir coğrafya parçalarımızdan birisi Gökçeada’nın Kaleköy’ü. Yüksek konumu itibarıyla, eski Rum yerleşim merkezinden güneşi uğurlamak gelenek haline gelmiş. Yerli ve yabancı binlerce ziyaretçinin uğrak yeri.
Saat 19.30’a yaklaşırken aracımızı uygun bir yere park edip, oldukça yüksek seyir tepesine doğru yürümeye daha doğrusu tırmanmaya başlıyoruz. Zirveye yaklaştığımızda, ilk olarak asırlar öncesinden günümüze ulaşan kale kalıntıları ile dalgalanan bayrağımız göze çarpıyor. Kaleden arda kalan surların genel mimari özellikleri dikkate alındığında Geç Roma ve Bizans dönemine ait olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmış.
Seyir yeri, denize ve çevreye hakim. Ufuk çizgisine doğru ilerleyen güneşin bulutlar arasındaki görüntüsü, denize bıraktığı ışık hüzmeleri, yavaş yavaş kızıla boyadığı gökyüzü anlatıldığı kadar muhteşem!
Rüzgâr, serin ve şiddetli esiyor. Bazı yerlerde ayakta durmamızı zorlaştırıyor. Montumun kapüşonunu başıma geçirmek zorunda kalıyor, açık alanlarda ayakta zor duruyor, tedbirli davranıyorum. Kale kalıntılarının en uç noktalarına giderek fotoğraflar çekiyorum. Yerleşim merkezleri, yemyeşil bir tabiat, askerî amaçlı olduğunu düşündüğüm havaalanı, seyirlik sakin bir deniz, ufuk çizgisi, farklı durum ve renklere bürünüp yavaş yavaş batan güneş, Semadirek Adası… Meraklıları için kolay fotoğraflanacak onlarca manzara, obje ve görüntünün yer aldığı zengin bir nokta.
Aşağıya, Kaleköy Limanı’na inip güneşi oradan uğurlayacağız. Limanda, onlarca insan bizim gibi merak içinde bekliyor. Ufukta ağır ağır kaybolmaya başlayan, yarın yeni güne tekrar merhaba diyecek güneşi seyrediyor, fotoğraf çekip videoya alıyor. Çocuklar, bu meraklı kalabalığın en canlı, en hayat dolu varlıkları. Sürekli hareket halindeler, meraklarını giderecek sorular soruyorlar. Yaşadıkları anı, zamanı ve mekânı ileriki yaşlarında hatırlayıp sorgulayacaklar.
Limanın ve limandaki gemilerin birkaç fotoğrafını çekiyorum. Küçük limanlarda gemilerin, teknelerin, yelkenlilerin sessiz sedasız bekleyişleri, rüzgârla birlikte bir o yana bir bu yana sallanışları öteden beri hoşuma gider.
Gün akşam olunca sokak lâmbaları parlamaya başlıyor. Kıyıda gezenler, kafelerde, lokantalarda oturanlar var. Saat 20.30’a gelirken öğretmenevine dönüyoruz. Savaş Muratoğlu bey, günün değerlendirmesini yapıyor, onu dinliyoruz. Hepimiz mutluyuz. Gezip gördüğümüz coğrafyanın, fevkalâde güzel tabiatın, bakir arazi ve toprak parçalarının, dağların, orada özgür yaşayan canlıların verdiği enerjiyi hepimizde görebilir, vücut dilimizden okuyabilirsiniz.
Gece yarısına kadar öğretmenevimizin terasında oturuyoruz. Çaylarımızın eşliğinde sohbet ediyor, terennüm ettiğimiz şarkı ve nağmelerle güne son hatıraları bırakıp odalarımıza çekiliyoruz. Sabahleyin saat 07.00’de Kuzu Limanı’ndan hareket edecek feribota yetişeceğiz.
Gökçeada’ya Allaha Ismarladık Derken!
10 Mayıs Pazar sabahı saat 05.00’te, istenildiği şekilde kalkıyor, hazırlanıp eşyalarımız topluyoruz. Penceremden tekrar bakıyorum dağlara, belli belirsiz görünen köylere, tarlalara, onları süsleyen renklere boyayan çiçeklere. 06.00’da teker dönecek. Kuzu Limanı uzak olmasa da sıradaki yerimizi almak gerekiyor.
Gökçeada gezimizde bizi yalnız bırakmayan, sıcak ve samimi tavırlarıyla üzerimizde çok güzel bir intiba bırakan, rehberliği ile adanın kıymetlerini anlatan öğretmenevi müdürümüz Savaş Muratoğlu ve kıymetli eşine müteşekkiriz. Sabahın bu erken saatinde onlar tarafından uğurlanıyoruz. Var olsunlar.
Kuzu Limanındaki sıramıza girdiğimizde saat 06.05’i gösteriyordu. Yoğun bir taşıt sırası görünmüyor. Feribota alınmayı bekliyoruz.
Çanakkale
Kulüp liderlerimizden Hasan Kabadağ ağabey, Çanakkale Savaşları üzerine yüzlerce kaynağı tarayan, kara ve deniz savaşları üzerine araştırmalar yapan, değişik vesilelerle defalarca dinleyip bilgilerinden faydalandığımız bir Çanakkale uzmanı.
Ecdadımızın “Çanakkale Geçilmez!” mührünü vurduğu topraklara ayak basmadan bizi aydınlatmaya, savaşın sebeplerini anlatmaya, gerçek hayat hikâyelerinden, ordumuzun sahip olduğu azim ve kararlılıktan, askerlerimizin maneviyatından örnekler sunmaya başladı. Bilgilerimizi tazeledik. Her karışı şehit kanlarıyla sulanmış topraklara yüksek şuurla adım atmamıza vesile olacak bir atmosfer oluştu. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, kanını sebil eden kahraman askerlerimize şükran ve minnet hislerimizi ifade ederek Fatihalar okuduk.
Bizi adaya getiren Gökçeada 1 feribotu saat 07.00’de hareket etti. Yolculuğumuz 1,5 saat sürecek. Martılar bir süre eşlik ederek, feribotun etrafında uçarak yolculuğumuzu renklendirdi. Kahvaltımızı gayet güzel bir ortamda yolcu salonunda yapıyoruz. Güverteye çıkıyorum. Sabahın serinliği, mavi deniz, uçsuz bucaksız gökyüzü, arkamızda bıraktığımız bembeyaz köpüğü takip eden martılar… Büyük zevk alıyor, mutlu oluyorum…
Kabatepe İskelesi’ne yanaşıyor ve otobüsümüzle planlanan güzergâhımıza doğru hareket ediyoruz. Bir müddet sonra görevli jandarmalar tarafından durduruluyoruz.
Bir Teessüf!
Mayıs ayı, okullar için gezi zamanıdır, tur firmaları için de. Hafta sonları yurdumuzun dört bir yanından binlerce insan buraya akar. Durdurulma sebebi, bugün düzenlenecek bisiklet turuymuş. Gezmeye başlayacağımız güzergâh bu sebeple kapatılmış. Yeniden değerlendirme yaparak en son ziyaret etmeyi düşündüğümüz Kilitbahir Kalesi’ne geri dönmeye, ziyarete açık bırakılan yerleri görmeye karar verdik.
Acaba, bisiklet turu hafta içinde yapılamaz mıydı? Daha sonra öğrendiğimize göre, tur firmalarına, farklı il ve ilçelerden gelen öğrenci kafilelerine, güzergâhın 16.00 veya 18.00 saatlerinde açılma ihtimalinin olduğu bildirilmiş. Yani kesin değil. Üzücü bir organizasyon hatası olarak değerlendirdik.
Kilitbahir/Kilidü-l Bahr/Denizin Kilidi Kalesi (1462-1463)
Çanakkale Boğazı’nın en dar yerine karşılıklı olarak Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan kalelerdendir. Diğeri Anadolu yakasındaki Çimenlik (Kale-i Sultaniye) Kalesi’dir.
Osmanlı kale hayatının sergilendiği; Sarı Kule, Geç Dönem Avlusu (Hisar Peçe), Piri Reis ve İç Kule’den oluşan ziyaret yerlerini daha evvel öğrencilerimle beraber defalarca görmüştüm. Bu defa da aynı heyecan ve istekle grubumuzla birlikte geziyoruz.
Pazartesi günleri kapalı olan Kilitbahir Kale Müzesine giriş ücreti; tam 200 TL, öğrenci 100 TL olarak belirlenmiş. Müze, kış aylarında 09.00-17.00, yaz aylarında ise 09.00-19.00 saatleri arasında açık. “Engelsiz Müze”mizi 50 TL vererek kiralayacağız “sesli rehber”le gezebiliyorsunuz.
Saat 09.15’i gösterirken içeriye giriyor, kale avlusunu, bir süre burada görev alan Piri Resi’e ayrılan bölümü, çalışmalarından kesitlerin, meşhur dünya haritasının, denizcilik araç ve gereçlerinin sergilendiği odayı geziyoruz. Genç Anemonlarda bir grup, açık olan kale burçlarına çıkarak boğazı seyrediyorlar. Yedi kattan oluşan İç Kule’de her katın ayrı bir işlevi var.
Meraklıları için giriş bölümünün sağ tarafında, Sarı Kule’nin önünde kaleye ilişkin geniş bir açıklama yer alıyor.
Ziyaret edecek arkadaşlarıma bir tavsiyem var. Müze girişinin sağ tarafında Kanuni Sultan Süleyman döneminde kaleye eklenen Sarı Kule’yi lütfen geziniz. 20-25 basamaklı merdiveninden kule tepesine çıkıp boğazı ve çevreyi seyrediniz…
Kilitbahir Kalesi Sarı Kule
“Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kilitbahir Kalesi tamir edilerek kalenin etrafı surlarla çevrilmiş ve Sarı Kule eklenmiştir. Kulenin kapısının üstüne yerleştirilen iki satır halindeki iki beyitlik kitabeden kulenin, 1541 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Osmanlı kalelerinin anlatıldığı bu bölümde; Osmanlı kale mimarisi, kale yapısal donanımları, teşkilat yapısı, Avrupa’daki Osmanlı kalelerinin gravürleri, savunma silahları, ticareti ve günlük yaşamı canlandırılmıştır.” (1)
Yaklaşık bir saat ayırdığımız Kilitbahir Kale Müzesinden ayrılıyoruz. Zihnime, ziyaret ve incelememizin satır başlarını not ediyorum: Stratejik akıl ve öngürü, bunu kullanan yöneticiler, Türk mimarisinin en özgün örnekleri, kale hayatına dair izler, dünya çapında bir deha Piri Reis…
Çanakkale Valiliğine ait internet sitesinin “Kaleler” bölümünde, il sınırları içindeki 21 kale ile bu kaleler hakkında verilen malûmat stratejik önemi özetler mahiyette.
Rumeli Mecidiye Tabyası
İkinci ziyaret noktamız; II. Abdülhamid döneminde yapılan, Çanakkale Savaşı’nda da çok önemli bir savunma hattımız olan 8 bonet (2) ve 6 top yerinden oluşan Rumeli Mecidiye Tabyası (3) oluyor. Yoğun bir kalabalık var. Öğrenci grupları çoğunlukta. Bir öğretmen olarak seviniyorum. Öğrencilerimizin mutlaka gezip görmesi gerek bir yer.
Kalabalığı dikkate alarak bonetlerin hepsini gezmek yerine bir tanesine giriyor, bölümlerini inceliyor, Havranlı Koca Seyit’in 215 kg’lik top mermisini kaldırarak ateşlediği, üçüncü atışında Ocean zırhlısını vurduğu top alanına çıkıyoruz. Topun başında Seyit onbaşı (1889-1939) ve arkadaşlarının tasvir edildiği tablo hepimizi duygulandırıyor. Ayfer Doyuran Yurt öğretmenim hislerimize tercüman olan şiirini okuduktan sonra ziyaretin anısına Anemon Dağcılık ve Spor Kulübü olarak hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, şükran hislerimizle rahmet diliyoruz.
Seyit Onbaşı’nın adı ile özdeşleşen tabyanın girişindeki anıt üzerindeki kitabede “18 Mart 1915 Boğaz Savaşında bu tabyada şehit olanlar Ispartalı Ali Çavuş, İvrindili İsmail Oğlu Mehmet, Mustafa Oğlu Süleyman ve 13 arkadaşı burada yatar.” yazıyor.
Havran Belediyesinin hazırladığı, aşağıda bağlantısını verdiğim “Çanakkale Kahramanı Koca Seyit” bilgi notunu okumanızı öneririm. (4)
“Yayalar Yolun Neresinden Yürümeli!”
Ziyaretimizi tamamlayıp aşağıya doğru inerken yan yana yürüdüğümüz, üniversiteli olduğunu düşündüğüm gencin, “Neden yolun sağ tarafını kullanmıyorsunuz! Niçin kaos ve kargaşaya sebep oluyorsunuz!” diye söylendiğini duydum. Haklıydı. Gidenler ve gelenler yolun sağını kullandıklarında problem yaşanmayacaktı. Basit bir görgü kuralını hayatımıza uygulamıyorduk. Bu konuda biraz dertleştik.
Şehirde, kasabada, caddede ve sokakta, yaya kaldırımında, salon giriş ve çıkışlarında durum farklı değil.
Çanakkale Şehitler Abidesi
Temeli 17 Nisan 1954 tarihinde atılıp, İkinci Anafartalar Zaferi’nin 45. yıldönümü olan 21 Ağustos 1960 tarihinde ziyarete açılan, Çanakkale Muharebeleri’ndeki bütün şehitlerimizi simgeleyen, onların anısına yapılan Çanakkale Şehitler Abidesi’nin bulunduğu alana geldiğimizde saat 11.10’du
“Çanakkale Geçilmez” sözlerinin yazılı bulunduğu hatıra bölümünde biz de ferdi ve grup fotoğraflarımızı çekiyoruz. Ardından, illere göre, Çanakkale Savaşı’nda verdiğimiz şehitlerin isimlerini yazılı olduğu temsili şehitlikten geçiyoruz. Her ziyaretimde duygulandığım ve Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine şiirindeki;
“…
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebrîz etsem;
Tüllenen magribi, aksamları sarsam yarana…
Yine bir sey yapabildim diyemem hâtırana.
…” dizeleri okurum… Yine öyle yaptım.
Manisa ve ilçelerinden verdiğimiz şehitlerin isimlerine dikkat kesilip, kahramanlarımızın isimlerinden birkaçını not alıyorum.
Mustafa Oğlu Hasan, 57. Alay, Er, Gördes
Hasan Oğlu Hasan,14. Alay, Er, Akhisar
Süleyman Oğlu Hasan, 3. Alay, Gördes
41,7 metre yüksekliğindeki Çanakkale Şehitleri Abidesi tam karşımızda. Abideye bakan Vatan ve Millî Mücadele Rölyefi önünde grup fotoğrafımızı çektirdikten sonra ilerliyoruz. Abideyi inceliyor, metrekareye 6.000 merminin düştüğü, inançla aklı birleştiren askerlerimizi, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar”a insanlık dersi veren Anadolu çocuklarını, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve kurmay heyetini düşünüyoruz… Başı göğe yükselen abidenin altında, onlara duyduğumuz sevgi, saygı ve şükran hislerimizi iliklerimize kadar yaşıyoruz.
Zihnimizdeki düşünce, kalbimizdeki minnet hisleriyle ağır ağır iniyoruz merdivenlerden. Saat 14.00’e gelirken Kabatepe’ye dönüyor, feribotla Çanakkale’ye geçiyoruz. İlk defa gelen arkadaşlarımızın bisiklet turu sebebiyle eksik kalan Gelibolu ziyareti burukluk yarattı.
Öğle yemeğimizin ardından Çanakkale’ye özgü hediyelik eşyaların satıldığı Aynalı Çarşı’ya gidiliyor. Bu çarşı hakkında birçok rivayetten bahsedilir. Çanakkale Valiliğinin verdiği bilgi özetle şöyle:
“Ünlü Çanakkale türküsünden dolayı Çanakkale’ye gelenlerin ziyaret etmek istedikleri mekanların başında Aynalı Çarşı gelmektedir. Günümüze erişebilmiş orijinal kapısı ve kitabesiyle dikkat çeken bu çarşının, türküde adı geçen Aynalı Çarşı olduğu düşünülmektedir. Ancak kitabesinde Aynalı Çarşı adı geçmemektedir. Çarşının kırmızı taştan yapılmış kapısı kemerli olup, kemerin kilit taşı, kabartma çiçek desenleriyle süslenmiştir. Kemerin üstünde yer alan kitabe çarşı hakkında bilgi veren en önemli belgedir. Osmanlıca, İbranice ve Fransızca olmak üzere üç dildedir.
Osmanlıca kitabede günümüz Türkçesiyle şöyle yazmaktadır: “Adaletliliği ile tanınan Sultan Gazi ikinci Abdülhamid efendimiz hazretlerinin lütuf ve sahip çıkmalarıyla kendine bağlı musevi uyruğundan İlyo Halyo kullarının çabalarıyla yaptırılmış ve gönülde yer tutan çarşıdır. Yıl Hicri Muharrem 1307 (Kasım Aralık 1889)”. (5)
Çanakkale’nin meşhur damak tatlarından birisi peynir helvasıdır. Her gidişimizde uğrar, tadına bakar hediyelik alırız. Fırınlanmışı tercihimizdir. Arkadaşım Abdullah beyle 1912’den beri bu tatlının önemli markalarından olan Babalığın Torunları Hüsmenoğlu’na uğrayıp, hem tadına baktık hem de hediyelik aldık. Yolunuz düşerse tavsiye ederim. Dondurmanın da olduğu küçük ve sevimli dükkânda birkaç tatlı çeşidiyle sevenleri için koyun yoğurdu da bulunuyor.
Saat 17.30’da iki günlük Gökçeada, Çanakkale gezimizin hatıralarıyla Manisa’ya hareket ediyoruz. Yeni yerler görmek ve keşfetmek, dostlar edinmek, kıyası kabil olmayan güzellikteki tabiat zenginliklerimizin farkına varmak, bilinçli bir toplulukla seyahat etmek insanı fevkalâde mutlu ediyor, huzur veriyor.
Emeği geçenlere, kulüp yöneticilerine müteşekkirim. Yeni gezilerde, yeni rotalarda buluşmak üzere.
- https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/canakkale/gezilecekyer/kilitbahir-kalesi
- Tabyayı oluşturan toprak altına inşa edilmiş odalar.
- Stratejik önem arz eden bir bölgenin, yerin, yolun veya şehrin güvenliğini ve savunmasını sağlamak üzere genellikle bölgenin hakim bir tepesine veya dağ yamacına yapılmış askeri tesislerdir. Kurulum amaçları, düşmanı ileri savunma hattı oluşturarak engellemektir.
- https://www.havran.bel.tr/seyit-onbasi/seyit-onbasi-hakkinda/
- https://www.canakkale.gov.tr/aynali-cars
