NAZLI AZEKEN
İnsanlık tarihinde bilgiye ulaşmanın bugün kadar kolay olduğu başka bir dönem belki de hiç olmamıştır. Günümüzde artık birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki bir habere ulaşabiliyor, anlamını bilmediğimiz bir kavramı hemenöğrenebiliyor, yüzlerce farklı görüş arasında dolaşabiliyoruz. Ancak bugün buna rağmen ilginç bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Bilgi arttıkça düşünme derinliğimiz maalesef her zaman artmıyor.
Çok da uzak olmayan bir zamana kadar bilgiye ulaşmak için ciddi bir emek ve zamana ihtiyaç duyulurdu. Bir konu ya da bilgiyi anlamak için önce ilgili kaynakların bulunduğu kütüphaneye erişmek gerekir, sonra burada doğru kaynaklar araştırılır, uzun uzun kitaplar okunur, hatta bazen kaynak beklenir ve bazen de başka bilgilerle karşılaştırılırdı. Üstelik ihtiyaç duyulan bu kaynaklara erişim de her zaman mümkün olmayabilirdi.
Bugün internet erişiminin sağlandığı yerlerde, ihtiyaç duyulan ya da merak edilen bir bilgiye hemen ulaşılabiliyor ve hatta her türlü soru için o anda farklı cevaplara erişim sağlanabiliyor. Bu kolaylık bizlere zaman kazandırmak ve daha çok kaynağa ulaşmak açısından büyük bir kazanım sağlamış olsa da beraberinde bambaşka riskleri de getirmiş gibi görünüyor. Çünkü artık bir bilgi üzerine düşünmek, sindirmek ve derinleşmek yerine, sadece ihtiyaç duyulan o an bu bilgiyi tüketen ve daha sonra ihtiyaç duyulunca tekrar erişilebileceğini bilmenin rahatlığıyla, kuma yazılan ve ilk dalgayla silinen bir yazı gibi hızla silinmesine göz yumulan bir zamanın içinde bulunuyoruz.
Günümüz insanı bir gün içinde çok fazla şeyi görüyor ama her zaman bunların üzerinde durmuyor. Bir haberi okurken çoğu zaman daha tamamlamadan hemen diğerine geçiyor, bir görüşü dinlerken aslında dinlemiyor ve o sırada kendi cevabını hazırlıyor, ya da bir cümleyi kendi bile tam olarak anlamadan karşısındakilerle paylaşabiliyor.
Bilgi akışı hızlandıkça zihnin durup değerlendirme süresi daralıyor: Böylece işlenmeyen, odaklanılmayan ve derinleşmeyen bir bilgi, hızla zihnimizden silinip kayboluyor. Bir bilgiyi geçip hemen sonraki başka konudaki bir bilgiye erişmek bu süreyi daha da daraltıyor. Sonuçta buradaöğrenmek ile maruz kalmak birbirine karışıyor.
Öğrenmek için, o bilgi üzerine düşünmek gerekiyor. Çünküdüşünmek; bilgi sahibi olmakla aynı şey değildir. Düşünmek; duyduğunu algılamak ve bilgisi dahilinde sorgulamak, tartmak, farklı görüşleri yan yana koymak, buradan kendi fikirlerini üretmek ve bazen de kendi fikrinden şüphe edebilmektir. Gerçek bir düşünce sadece cevap üretmez; öncesorular üretir, sonra da bu sorulara bulduğu cevaplar üzerinden bilgiyi işleyerek, derinleştirir.
Bugün belki de en büyük tehlike olan cehaleti besleyen şey de bu yüzeyselliktir. Çünkü bir bilginin eksikliğinin kabul edilmesi o insanı öğrenmeye yöneltebilir; fakat her şeyi bildiğini sanmak ve eksik ya da yanlış bilgiyle yetinmek, düşünmenin önünü kapatabilir. Sürekli konuşan ama az dinleyen, tek kaynaktan ideolojik bir bakış açısıyla beslenen, soru sormadan, sorgulamadan hatta anlamadan bir bilgiyi tabu kabul eden bir toplumda gürültü artar; ancak değer ve anlam azalır.
Teknoloji, bilgi ve hız elbette doğru kullanıldığı zaman en büyük sermayeye dönüşebilir. Buradaki sorun; bunların düşünmenin, sorgulamanın ve derinleşmenin yerine geçmeye başlamasıdır. Bir arama motoru bizim her sorumuza cevap verebilir ama bize hangi soruyu sormamız gerektiğini söyleyemez. Bir ekrandan her türlü bilgiye erişebiliriz ama bu süreç bize bilgelik kazandıramaz.
Belki de çağımızın ihtiyacı daha fazla bilgi ve hızlı erişimdeğil; bilgi kirliğiyle ve bu hızla aramıza mesafe koyarak, yeniden bilgi üzerine düşünmek ve derinleşebilmektir. Daha yavaş okumak, daha dikkatli dinlemek, daha az bilgi üzerinde derinleşmek ve bu bilgileri gerektiğinde kullanabilmektir. Çünkü insanı geliştiren sadece ne bildiği değil, bildiğiyle ne yaptığıdır. En güçlü düşünceler; içselleşmiş, işlenmiş ve sorgulanarak anlaşılmış, hayatta tatbik edilerek deneyim kazanılmış bilgilerden gelir.
