RECEP TOZDUMAN
Hayatımızda bazen olmak istediğimiz kişi olamıyoruz. Oysa kişilik, bir günde ansızın oluşan bir şey değildir. Farkındalık gerektirir. Her gün attığımız küçük adımlar ve yaptığımız tercihler, zamanla kimliğe dönüşür.
Sağlıkta, eğitimde, davranışlarda, ilişkilerde… Alışkanlık dediğimiz birçok şey, bilinçli ya da bilinçsiz yaptığımız seçimlerin sonucu değil midir?
Seçimlerin değişirse yönün değişir, yönün değişirse yolun değişir, yolun değişirse kaderin değişir.
Peki bu hayatta ne istiyoruz? Nasıl istiyoruz? Kimden istiyoruz?
İnsan, yaratılışı gereği her yönden güçlü olmak ister. Güçlü olamadığında ise gücü temsil ettiğine inandığı kişilere yönelir; makam sahiplerine, zenginlere, nüfuzlu kimselere yaklaşır, onlardan beklenti içine girer. Kendi gücünün farkında olmayan insan, yaratılmışlardan ister hâle gelir.
Hani güzel bir söz vardır:
“Sen çık aradan, kalsın Yaradan.”
Gerçek güç, sonsuz kudret ve zenginlik Allah’a aittir. İnsanlardan onay beklemek, kendi değerini başkalarının gözünde aramak, sürekli iyi davranmaya çalışmak, sınır koyamamak; tükenmişliğin başlangıcı olmuyor mu?
Bu yüzden yönümüzü doğru belirlemek, nerede duracağımızı bilmek ve başkalarını memnun etme çabasından sıyrılmak gerekmez mi?
Kendin olmaktan vazgeçme.
Rivayet odur ki;
Bir ağa, köyünde büyükçe bir konak yaptırmış. Açılış günü, köyde yaşayan herkese yemek vermiş.
Çoluk çocuk, kadın erkek, akıllı deli demeden herkesi davet etmiş. Deli, lafın gelişi değil; gerçekten köyün delisini de çağırmış. Çünkü hemen her köyde olduğu gibi o köyün de bir delisi varmış.
Yemekler yenmiş. Köylüler ayrılırken Ağa, adamlarına:
“Deliye sorun, bu konaktan ne istiyorsa alsın.” diye talimat vermiş.
Delinin gözü, bahçede bağlı duran beyaz ata takılmış.
“Bu atı istiyorum.” demiş.
O at ise Ağa’nın gözdesiymiş.
“Hayır!” demiş Ağa. “Başka bir şey istesin.”
Deli, ısrar etmiş:
“İlla da bu beyaz atı istiyorum.”
Ağa yine:
“Hayır!” demiş, başka da bir şey söylememiş.
Ziyafet bitmiş, ayrılık vakti gelmiş. Deli, konaktan mahzun bir şekilde ayrılırken kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş.
Bu hâl, Ağa’nın dikkatini çekmiş.
“Gidin, bakalım ne diyor?” demiş adamlarına.
Deli sürekli şunları söylüyormuş:
“Sen isteseydin verirdi. Ağa da kim oluyor ki?
Sen isteseydin verirdi. Ağa da kim oluyor ki?”
Adamları, delinin söylediklerini Ağa’ya anlatmış.
Bunun üzerine Ağa:
“Geri çağırın, atı da verin.” demiş.
Deliye beyaz atı vermişler.
Deli, yuları elinde konaktan ayrılırken yine kendi kendine söylenmeye devam ediyormuş.
Ağa, adamlarına:
“Bu defa ne diyor, gidin dinleyin.” demiş.
Ne diyormuş biliyor musunuz?
“Sen istedin de verdi. Ağa da kim oluyor ki?
Sen istedin de verdi. Ağa da kim oluyor ki?”
Şimdi soralım:
Hangimiz köyün delisi?
Var mısın, köyün delisi olmaya?
