RECEP TOZDUMAN
“Donarak Ölen Denizci”
James Allen, Düşüncenin Gücü adlı kitabında, “İnsan ne düşünüyorsa odur.” derken basit gibi görünen bir cümleyle bize yeni ufuklar açar. Bizi biz yapanın düşüncelerimiz olduğunu vurgular.
Hayatınızda, günlük yaşantınızda, her insan gibi sizin de zihninizden her gün yüzlerce, hatta binlerce düşünce geçer. Zihniniz kimi zaman geçmişe gider, kimi zaman geleceğe yönelir; binlerce senaryo üretir, bunları oynar, arşivler ve zamanı geldiğinde yeniden vizyona sokar. Aslında hayatınız, kendi iç dünyanızın bir yansımasıdır.
Bazen bir şeyi düşünmek bile onu gerçekmiş gibi hissettirir. Düşünceler, sandığımızdan çok daha güçlüdür. Olumlu, mutlu ve hoşunuza giden bir şeyi düşündüğünüzde gülümsersiniz; yüzünüzdeki tebessümü fark edersiniz. Zihniniz kaygı, öfke ya da umutsuzlukla dolduğunda ise kaşlarınız çatılır, yüzünüze bir somurtkanlık yerleşir. Farkına varmadan hayatınızı bu duygular şekillendirmeye başlar.
Yarın gireceğiniz bir sınavı ya da vereceğiniz bir semineri bugünden düşünüp heyecanlanmanız size de garip gelmiyor mu? Düşünceler yalnızca zihinsel değildir; bedenimizi de etkiler.
Hepimizin bildiği bir örnek verelim. Hayalinizde bir limon düşünün. Onu elinize aldığınızı, bıçakla ikiye böldüğünüzü canlandırın. Şimdi limonun bir parçasını ısırdığınızı hayal edin. Ağzınızda o ekşiliği hissettiniz mi?
Şimdi de ağustos ayında denizde yüzdüğünüzü düşünün. Sudan çıkıp sıcak kumların üzerinde yürüdüğünüzü hayal edin. Ya da birkaç arkadaşınızla balığa gittiğinizi… Gecenin sessizliğinde kamp ateşinin etrafında oturuyor, ateşin çıtırtılarını dinliyorsunuz. Kulağınız oltadaki zilde. Birden zil çalıyor. Heyecanlandınız mı?
Nörobilimciler, limon ısırma, denizde yüzme ya da balık tutma gibi deneyimleri ayrıntılı ve duygusal biçimde hayal ettiğimizde beynimizin bunlara büyük ölçüde gerçek deneyimlermiş gibi tepki verdiğini söylüyor. Benzer sinir ağları etkinleşiyor, benzer biyokimyasal süreçler devreye giriyor. Elbette beyin gerçekle hayali tamamen karıştırmaz; ancak güçlü hayaller ve düşünceler bedenimiz üzerinde gerçek etkiler oluşturabilir.
Ne düşünüyorsanız bir bakıma ona dönüşmeye başlarsınız. O balığı tutar, o limonu ısırır, o denizde yüzersiniz. Sürekli korktuğunuz, utandığınız ya da sıkıldığınız olayları düşünür, onların senaryolarını zihninizde tekrar tekrar oynatırsanız, beyniniz ve bedeniniz buna uygun tepkiler vermeye başlar.
Kendinizi başarılı, sevilen, değer gören ve takdir edilen biri olarak hayal edip zihninizi bu düşüncelerle beslerseniz, davranışlarınız da zamanla bu yönde şekillenmeye başlar. Düşüncenin gücü burada ortaya çıkar. Sürekli olumsuz senaryolara odaklanmak yerine, gerçekleşmesini istediğiniz şeylere yönelin. Onları hayal edin, onları yaşayın ve onlar için çaba gösterin.
Yaşantınızı değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi değiştirmeyi deneyin. Çünkü düşünceler; karakterimizi, alışkanlıklarımızı ve yaşamımızın yönünü etkiler. Zihin bir bahçedir. Bahçedeki zararlı otları temizler, onların yerine faydalı tohumlar ve fidanlar ekerseniz, zamanla onlar büyür ve gelişir.
“İnsan kendi zihninin bahçıvanıdır.”
Düşüncelerinizi size fayda sağlayacak fikirlerle beslemezseniz, bahçenizdeki gülleri nasıl koklayabilirsiniz? Mevlânâ’nın şu sözü bu durumu güzel anlatır:
“Güle su vermek sevaptır, dikene su vermek ise zarardır.”
Her düşünce bir tohumdur. Peki siz zihninizi yakalayabiliyor musunuz? Ne düşünüyor? Nelerle meşgul?
Asıl mesele, zihnin sürekli bir şeyler düşünmesi değildir. Asıl mesele, gerektiğinde sakinleşebilmesi, içinde bulunduğu anı fark edebilmesi ve hayatın seslerini duyabilmesidir.
Bu, zihnimize hiç olumsuz düşünce gelmeyeceği anlamına gelmez. Düşünceler gelir ve gider. Onlara gereğinden fazla önem vermezseniz geçip giderler; ancak sürekli beslerseniz kalıcı hâle gelirler. Sonra da zihninizde dönüp duran düşünceleri saymaya başlarsınız.
Donarak Ölen Denizci
Kişisel gelişim kitaplarında ve seminerlerde sıkça anlatılan bir hikâye vardır.
Rivayete göre, yıllar önce bir yük gemisinde çalışan bir denizci yanlışlıkla soğuk hava deposuna kilitlenir. İçerideki soğukta donacağını düşünen denizci, kurtulmak için kapıya vurur; ancak sesini kimseye duyuramaz. Son gücüyle bir kalem bulur ve duvara şunları yazar:
“Burada o kadar soğuk ki titremeye başladım. Sanırım birazdan donarak öleceğim. Soğuktan hareket edemez hâle geldim. Bu benim sonum.”
Ertesi sabah görevliler depoyu açtıklarında denizcinin cansız bedeniyle karşılaşırlar. Daha sonra yapılan incelemede deponun soğutma sisteminin çalışmadığı ve içerideki sıcaklığın ölümcül derecede düşük olmadığı anlaşılır.
Bu hikâye, bilimsel olarak doğrulanmış bir olay olmaktan çok, düşüncelerin beden üzerindeki etkisini anlatmak için kullanılan güçlü bir metafor olarak değerlendirilir.
Gerçek hayatta düşünceler tek başına her şeyi belirlemese de, inançlarımızın, beklentilerimizin ve korkularımızın bedenimiz üzerinde önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Plasebo ve nosebo etkileri bunun en bilinen örnekleridir. İnsan, beklediği şeye göre fiziksel ve duygusal tepkiler verebilir.
Bu nedenle zihnimize hangi düşünceleri ektiğimiz önemlidir. Çünkü düşüncelerimiz yalnızca ruh hâlimizi değil, davranışlarımızı ve hayatımıza yön verme biçimimizi de etkiler.
