ÖĞRENDİM

ÖĞRENDİM

Şiiri senden öğrendim

Sevmeyi sevilmeyi

Okumayı yazmayı dinlemeyi

Aşkın şiir olduğunu senden öğrendim

Çiçeği böceği

Ağacı kurdu

Sözcükleri kağıda döküp

Duygularımı şiir haline getirmeyi senden öğrendim

Beklemeyi

Ayakta beklemeyi senden öğrendim

Senden öğrendim ayaklarımın üzerinde durmayı

Boşluğu, gidenin bıraktığı boşluğu

Doldurmayı senden öğrendim

Herkese yetişip de

Kendine yetişememeyi senden öğrendim

Senden öğrendim sabırlı olmayı

Öğrendim kendimle baş başa kalmayı

Gökyüzüne bakıp bulutları seyretmeyi senden öğrendim

Yıldızları saymayı

İçime hapsettiğim sevgileri

Aya haykırmayı senden öğrendim

Şiir okumayı senden öğrendim

Şiir dinlemeyi senden öğrendim

Senden öğrendiğim şiir yazmayı

Şiir olmayı senden öğrendim

Öğrendiğim günden beri

Şiir oldu tüm sevgilerim

Senden öğrendim

MİRAS: TAŞTAN KAĞIDA

Babamın ellerinde taşlar dile gelirdi,
Gözüyle ölçer, kalemiyle çizerdi dağın kalbini.
Bir usta edasıyla, milim milim, sabırla;
O taşları üst üste değil, sevdayla dizerdi.
Ege’nin köylerinde, nice çatıda alın teri var;
O ördüğü taşların arasına merhametini gömdü.
Şimdi başkaları onun kurduğu yuvalarda nam salar,
Benim babam ise toprağın altında, sessiz ve derin…
Eşi benzeri yoktu o saf adaletin, o bakışın,
Kimse bilmezdi o taş duvarlardaki gizli bilgeliği.
O, harcı terle karardı yıkılmasın diye evler;
Bense kelimeleri diziyorum, unutulmasın diye ömürler.
Diplomam yok ama asıl usta-çırak davası benimki,
Babam taşın piriydi, ben ise sözün işçisiyim.
O yerden göğe yükselirdi, bense kağıttan kalbe;
“Ergene”nin kaleminde şimdi, babamın en helal sesi var.
Elvan Ergene

PULLU GELİN ŞİİR

Elleri kınalı yanakları al,
Tütün yaprakları gibi bal,
Şalvarı pullu gömleği işlemeli.
Sevda kokulum al yazmalım.
Papatya bakışlım, yarenim, yarim,
Ceylan gözlüm, sevdasına öldüğüm,
Köyümün en güzel gelini…
Ayağındaki patikler gibi, işledim seni,
Yüreğime gönlüme…
Mevsim güzelim.
Badem ağaçlarının açtığı,
Çiçekler gibi nefes aldığım,
Aşk bahçem

PULLU GELİN HİKAYESİ
Ben hiç köy hayatı bilmeyen biri olarak 20 yaşında Manisa’mızın Yunt Dağı köylerinden biri olan Türkmen Köy’e gelin olarak gittim. İlk başlarda çok zorlandım köy hayatına. Çok çabuk ısındım güzel yüzlü insanlara. Köyde yaşayan insanları tanıdıkça ve yaşantılarını gördükçe bir zaman sonra ben de onlar gibi oldum.


Her şeyden önce köyümüzün insanı çok mütevazidir. Muhafazakar olup milli ve manevi değerlerine bağlıdırlar. Köyümüz hala geleneksel örf ve adetlerini sürdüren harika bir köydür. Düğünlerinde bayramlarında güzel kadınlarımız ellerine kına yakar. Analarımız güzel pullu şalvarlar giyer. Kendi ördükleri renk renk patikleri kışın ayaklarını ısıtmak için giyerler. İşlemeli gömleklerini özel günlerinde giyerler.


Yanakları al al analarımızın tütün yaprakları gibi kokar elleri. Ceylan gibi bakar gözleri. Mevsimlerin en güzeli gibi köy kokulu kadınlarımızı anılarımızı gördüm. Evet hala köyümün güzel anaları Türkmen Köy’de badem ağaçlarının açtığı çiçekler gibi bahar kokulu, bahar gözlüdür.
Köyümün en güzel gelini —o ben oluyorum— şehrin tozundan, pisliğinden, karmaşasından, şehrin hayatından uzak, tertemiz havasıyla, şelalesi üzümüyle, zeytini ve narıyla Türkmen Köyü seviyor.
Elvan Ergene
Manisa Türkmen köyü gelininin kaleminden dökülenler…

ŞAİRLİK DELİLİKTİR

Şairliğimi özüme saygımdan aldım

Tabiata sevgimden aldım şairliğimi

Güneşten aldım ışıl ışıl oldu dünyam

Şairliğimi yanan yüreğimden aldım

Sevdiklerim fark etmezken beni

Ellerin beni alkışlamasından aldım şairliğimi

Sevgi oldum aktım gürül gürül

Şairliğimi zorluklardan aldım

Halden anlamayandan

Dilden anlamayandan

Kimseye anlatamadıklarımı

Sabırla dizdim kağıda

Boncuk dizer gibi

Tertemiz bir sayfaya

Acılarımdan

Yalnızlıklarımdan aldım şairliğimi

Mutluluklarımdan

Unutmadıklarımdan

Unutamadıklarımdan

Büyüklerimden küçüklerimden

Bir meltemden bir fırtınadan aldım şairliğimi

Spilde özgürce koşan atların

Peşinde koşmaktan aldım şairliğimi

Uçsuz bucaksız ovadan

Zeytinden üzümden tütünden

Şairliğimi delilikten aldım

Hiçbir şeyi umursamayıp

Her şeye yetişmek için

Dağları nehirleri aşmaktan aldım şairliğimi

Şairlik delilik değildir de nedir?

BUHRAN

Bir gece yarısı

Ansızın gelen

Bir baş ağrısıyla uyandım

Odamın duvarları üstüme üstüme geldi

Ellerimin arasına aldım başımı

Oturdum düşündüm

Fatih’i yetiştiren bu kent

Neden acılarımın ve umutlarımın  başkenti

Ve düşündüm Şehzadelerimin Süleyman olmak için neleri eksik

Nerede benim Sarı Selim’im

İşte böyledir hayat

Ailen olur çocukların olur

Her şey önemini yitirir

Üç şehzaden her şeyin olur

Her buhran bir padişah doğurur.

ŞAİR ELVAN ERGENE

Share this content:

Yazar

Yorum gönder