“İNSANA BAKAN KALEM”: ERDAL ÇİL İLE SÖYLEŞİ
Yıllarını kamu yönetiminde halka hizmete adamış, uzun yıllar sağlık yöneticiliği ve üniversitede idarecilik yapmış bir isim Erdal Çil. Ancak onu sadece unvanlarla tanımlamak yetersiz olur. Çünkü o, kalemiyle insanın iç dünyasına dokunmayı, sözcüklerle yaraları sarmayı ve hayatın içinden geçen yolları edebiyatla görünür kılmayı seçmiş bir yazar.
“Biz Varsak Korkma” ve “Bütün Yollar İnsana Çıkar” gibi kitaplarıyla hem topluma hem bireye seslenen Erdal Çil, satır aralarında bir iç muhasebe sunarken, kelimeleriyle okuruna cesaret de aşılıyor. Hayatın karmaşık örgüsü içinde, insanı merkeze alan, yavaş ama derin anlatılarla okuruna yollar açan bir edebiyat anlayışı onunki.
Bu söyleşide; yöneticilikten edebiyata, içsel yolculuktan toplumsal gözleme uzanan çok katmanlı bir zihinle buluşuyoruz.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Siz uzun yıllardan beri günlük fıkra tarzında, deneme-söyleşi türünde düşünce yazılarınızla tanınan, benim de keyifle takip ettiğim bir yazarsınız. Son olarak “Biz Varsak Korkma” ve “Bütün Yollar İnsana Çıkar” başlıklı iki hikâye kitabı yayınladınız. Bize kitaplarınız hakkında kısa bilgiler verebilir misiniz?
Erdal ÇİL: Öncelikle birbirinden güzel, hepsi birbirinden kıymetli kalemlerin yer aldığı böylesi dopdolu bir edebiyat sitesinde bize yer verip zaman ayırmanız çok güzel. Çok teşekkür ediyorum. Sizin de bahsettiğiniz gibi uzun yıllar kamuda, özellikle sağlık gibi insanların başkalarının hayatları için kendi hayatlarını göz ardı ettikleri bir sektörde görev yapmak zaten size yazdırmasa da yazacak epey malzeme veriyor. Ben de ömrümde hiçbir işi sadece iki parmağıyla tutan biri hiç olmadım. Hep dört elle sarıldım işime. Çünkü işimiz direkt insandı, insanla ilgiliydi. İnsanların hayırlısının da insanlara faydalı olduğunu bildiğimize göre bize düşen de Allah’ın halife diye yarattığı insana yakışır şekilde kusursuza yakın hizmet etmekti. ‘Biz Varsak Korkma’ bu düşüncelerin ışığında yılların çalışmaları sırasında birebir yaşayıp, yine birebir tanıklık ettiğim olayların hikayeleştirilmeleri sonucu ortaya çıkmış kitap. Bütün Yollar İnsana Çıkar isimli kitapta da yol metaforu çevresinde sıralanan zaman, mekân ve insanları ele aldık.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: “Biz Varsak Korkma” ifadesi hem bir umut hem bir sorumluluk çağrısı gibi… Bu cümleyi kurarken hangi insani duygulara ses verdiniz? Sizce var olmak sadece görünmek midir, yoksa görünmeyeni ayakta tutmak mı?
Erdal ÇİL: Bu sorunuz sizin okur dikkatinizin bir göstergesi. Bu yüzden kendimi anlatabilmiş olmamın mutluluğunu böyle bir soruyla ifade ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum size. Evet bu başlıkta umut vermenin yanında bir sorumluluk çağrısı yapmamın en büyük sebebi yıllardır omuz omuza verdiğim sağlık çalışanı arkadaşlardan isteyebileceğim arzumdu. Çoğu zaten bu mesleğe yönelirlerken bu sorumluluğu baştan almışlardı ancak toplum olarak, insanlık olarak çürümüş zamanlardan geçiyorduk ve birleşik kaplar gerçeğinden dolayı çürümüşlük bu kutsal meslek mensuplarını da kuşattığı gibi artık onun kalbine doğru da hamlelerini yapmaktaydı. Ne yazık ki tedavi edip iyileştirmek, esenleştirmek amaçlardan sadece biri haline gelmişti. Bu mesleğin içinden birileri de mesleki bilgilerini, görevlerini kötüye kullanır olunca kamuoyundaki güvenilirlik dereceleri hayli gerilemişti. O yüzden kendilerine başvuran, kendilerinden hizmet almaya gelen insanları bir nebze de olsun rahatlatabilmek için onların talep edenlere, hasta ve yakınlarına ‘korkma’ ile başlayan cümlelerine o kadar çok ihtiyaç vardı ki hızla kaybettirilen güven derecelerini tekrar yakalayabilsinler. Sonrasında da o verdikleri sözün arkasında durarak gereğini yapabilsinler. Doğal olarak böyle bir yaklaşımın, hemen karşı tarafta nasıl bir umut yeşerteceğini de sanırım tahminde zorlanmayız.
Var olmak tabii ki sadece görünür olmak demek değildir. Var olmak, görünmeyen özü ve ruhu da ayakta tutabilmektir bence. Bireyin sağlıklı kalabilmesinde, kaybolan sağlığını tekrar elde etmesinde görünürlük açısından sağlık personellerinin sorumluluğundan ve başarılarından bahsedilse de işin görünmeyen yanında toplum içinde çok sayıda paydaşın da olduğu gerçeğini inkâr edemeyiz. Mesela musluklarımızdan içilebilir veya kullanılabilir derece sağlıklı suyu akıtabilen belediyeler, tükettiğimiz gıdaların imalatında yer alan üreticiler, tedarikçiler gibi görevlerini başarıyla yapan her paydaş, aslında sağlıklı bir toplumun ve de bireyin görünüyor olmasalar da önemli pay sahipleridirler. Aynı şekilde de cemiyet içindeki çürümüşlük karşısında ellerinde güç ve imkanları var iken bunu kullanmayıp kayıtsız kalan her muktedir de görünürdeki sağlık çalışanları ne kadar gayret ederlerse etsinler sağlıksız bir yaşamın başlıca sorumlularıdır.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: İkinci kitabınızın başlığı “Bütün Yollar İnsana Çıkar” Sizce bugünün insanı hâlâ insana çıkan yolu bulabiliyor mu, yoksa yol çoktan unutuldu mu?
Erdal ÇİL: İnsanın yolculuğu ana rahmine düştüğü andan itibaren başlıyor. Dünyaya gözlerini açsın veya açamasın her insanın önüne açılan bir yol olduğu kesin. Kimi uzun, kimi çok kısa. Kimi çok düz, kimi çok çapraşık ve zorlu ama yol sürekli var. İnsanın mutluluğu da hayatı anlaması da hep kendi yolunu kabullenmesiyle ilgili. Kendi yolunu görüp tanıyan insan, koşullarını ona göre ayarlayabilen, ayakkabısını vesaire ona göre giyinen insan, kendiyle barışık tabir ettiğimiz insandır. Gözleri kendi yolunun dışında, sağında, solunda, üstünde veya başkalarının yollarına dikkatlerini yoğunlaştıran insanlar hep tökezlerler, zorlanırlar. Bu elbette bencilleşme, sadece kendine Müslümanlık, suya sabuna dokunmama gibi bireyselleşme gibi anlamlara da yol açmamalı. İnsan sosyal bir varlıktır ve kendinden üstünlerden ders alıp kendinden düşkün olanların dertlerine derman olabildiği sürece insanlık mertebesinde yükselir, insan tanımının içini doldurur.
Yol bir süreç. Yolda görünen her şey, su, insan ve fikir. Hepsi yolda yürür, gelişir ve gün gelir çekilir giderler. Bunların yolda geçirdikleri süreye zaman deriz. İnsanda kuşaklar arası her dönemde anlama, iletişim sorunları olmuştur. Mesela bizim kuşağın anne babalarıyla arasında dil olarak ciddi mesafe vardı ama şimdikilerin değil anne baba, kardeşleriyle bile aralarında ciddi mesafe var. Bunun tabii ki en önemli sebebi dijital iletişimde yaşanan hız. Bu hız tabii ki onların önlerindeki yolu görmelerini, yola konsantre olmalarını önemli ölçüde engelliyor olsa da az önce de dediğim gibi yol baki ve mutlak. Sadece zaman dediğimiz değişken.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Bir kamu yöneticisinin zihni planla çalışır; bir yazarın ise sezgiyle… Siz iki farklı kimliği aynı bedende nasıl taşıdınız?
Erdal ÇİL: Size belki şaşırtıcı gelecek ama ben yöneticiliğim sırasında kafasında sürekli planlar yapan biri değildim. Zaten yakından tanıyanlar da bunu görmüş, gözlemlemişlerdir ve beni diğer çalıştıkları yöneticilerinden farklı görüp sevdilerse de bundandır diye düşünüyorum. Dünyanın temelinin aşk olduğunu düşünenlerdenim. Bu yüzden hangi iş de olursa olsun temelinde aşk yoksa o işten hayır gelmez. Çalışmak insanı yorsa da yapılan iş hayırlı bir iş ise insanı mutlu kılar. Yok yapılan iş hayırsız ise, insan ne kadar az emek harcamış olsa da yorgun olduğu gibi mutsuzdur. Ben her yaptığım işi severek ve onun rızası dışına çıkmayarak yaptığıma inanıyorum. Bu yüzden fazla plan yapmama gerek kalmıyordu. Aşkın sahibi, plan yapanların en hayırlısı en güçlüsüdür. Mesele o planlara ulaşabilmekteydi. O da ‘yeter ki siz bir adım atın, ben size on adım gelirim’ dediğine göre ve bizim de adımlarımızda da onun rızası öncelikli olduğundan planları kendiliğinden önümüze, gönlümüze düşüyordu. Yazarken de durum farklı değildi. Yazdırmasaydı yazılmazdı.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Yazdığınız cümleler çoğu zaman bir merhem gibi… Edebiyatı bir iyileştirme aracı olarak mı görüyorsunuz?
Erdal ÇİL: Marifet bizde değil. Ne yaşadıysak ne ile dolduysak onun yansıması diyebiliriz. Yazana değil yazdırana bakmak gerek ve yazdıran da bizim kötülüğümüzü istemez ki cümleleri merhem olmasın. Birilerine merhem ulaşmasına vesile olabiliyorsak da bizden bahtiyarı olmaz. Edebiyatı bu anlamda bir iyileştirme aracı olarak da görebiliriz. Duygular bir şekilde ifade edilebilir. Kimileri susarak, kimileri içlerinden geldiği gibi ve özenmeden anlatabilirler ama edebiyat işte burada onları dışa vururken ince bir işçilik yaptırıyor ve böyle olunca da hem kendimize hem de çevremize bir iyilik yapmış olmuyor muyuz? Yani içsel olduğu gibi dışa da yansıyan bir iyiliğe vesile olunmasıdır.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Kaleminizin yöneldiği yerler arasında insan, toplum ve vicdan hep merkezde. Bu temaları seçerken bir yazar olarak kendinizi bir tanık mı, bir yol gösterici mi yoksa bir anlatıcı gibi mi hissediyorsunuz?
Erdal ÇİL: Genelde birebir tanıklık ettiğim söylenebilir. İnsan ilişkilerini dikkatle izlerim. Hatta empati yeteneğimi çokça kullanır, mimiklerine dek kaydederim hafızama. Bu kadar iyi dinleme ve gözlemler olmasa zaten iyi bir anlatıcı çıkamaz. Bazı hikayelerimde ise bizzat kendimi merkeze aldığımdan kendi vicdanımın sesiyle seslenirim okuyucuya. Bu yüzden sorunuza, tanıklıkla rehberlik eden bir anlatıcıyım cevabının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Kitaplarınıza bakınca şunu sormak kaçınılmaz: Sizce insanı en çok yoran şey nedir — sistem mi, kalabalıklar mı, yalnızlık mı, yoksa kendine dönüp bakmak mı?
Erdal ÇİL: Kesinlikle sistem! İdari hayatım boyunca da hep bunu oturtmaya çalıştım. Ancak sağlam sistemlerin olmamasından yararlanan önemli bir kesim var özellikle ülkemizde. Bunlar bu sistemsizlikten kendilerini bir şekilde faydalandırdıkları için kendi dışlarındaki sistemsizliğin onları rahatsız eden bir sakıncası olmuyor. Aksine kendilerini imtiyazlı hale getirdikleri için bu durum hoşlarına da gidiyor. Sonra o nizamın sahipleri değiştiğinde bu sefer yeni sahipleri de yılların birikimiyle rövanşist duygularına boyun eğerek aynı şekilde sürdürüyorlar o sistemsizliği. Bürokrasi dediğimiz çoğu angaryalar silsilesi olan yapı da buradan çıkıyor zaten. Halbuki her konuda sağlam sistemler kurulabilse ve toplum bu sistemin çarkları gibi şıkır şıkır çalışabilse inanın bu cemiyetimiz içinde müthiş bir sinerji patlamasına da yol açacaktır. Kaldı ki günümüzde dün ile asla kıyaslanmayacak şekilde muazzam dijital programlar, kontrol sistemleri çok yaygın olarak kullanılmakta ve işlerinde profesyonel olan firmalar bu sistemleri fevkalade şekilde kullanıp, güçlerine güç katarlarken sizce bizim sistemsizliğe razı olmamız ne derece doğrudur ki?
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Edebiyat sizin için bir sığınak mı yoksa bir mücadele alanı mı? Sizi yazmaya zorlayan ya da yönelten etkenler nelerdir?
Erdal ÇİL: Zaman zaman sığınmıyor değilim klavyemin tuşlarına. Fena da olmuyor yani ancak yaratılmışların en şereflisi, bir halife olarak mücadelemize ara vermemiz, kenardan seyretmemiz gibi bir lüksümüz olamaz, olmamalıdır da. Hiçbir şey yapamıyorsak da iyi insan olarak meydanda durmalıyız. İyi konuşmalı, iyi yaşamalı, iyi komşu, iyi arkadaş, iyi vatandaş olup iyi bir intiba bırakarak göçmeliyiz dünyadan. Beni yazmaya yönelten etkenlerin başında da bu ifade ettiğim yaşama felsefem gelir. Umarım iyi şekilde anılanlardan oluruz.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Kitaplarınızda insana sıkça ayna tutuyorsunuz. Peki, Erdal Çil kendine en son ne zaman yazıyla ayna tuttu?
Erdal ÇİL: Aslında her yazımda biraz benden bir şeyler var. Ancak hani bir söz var ya: En güzel söz henüz söylenmeyendir. İnsan olarak bizler için önceliğimiz hep kendi dışımızdır. Yazarken de bunun izlerini görüyorsunuz. Aynayı kendimize tutmak, aynanın karşısına geçmekten daha zordur insanın kendini yazması. Dış dünyayı gözlemleyebilir, analiz edebilir hatta kurmaca haline getirebilirsiniz ama söz konusu ‘ben’ olunca işler hiç de kolay olmuyor. Sürekli değişen, gerilimler yaşayan o ‘ben’ e yaklaşmak ayrıca önemli bir cesaret de ister. Bazen birisini yazdığımız zaman kişi “O ben değilim ki” deyip çıkıveriyor işin içinden ama bu sefer o ‘ben’ in böyle kaçacak bir tarafı da olmayacak. Okuyucunun karşısına darmadağın, çırılçıplak çıkmak gibi kendini yazmak. Başkasında gördüğünü, görmek istediğini yazma hakkına sahipken kendinle arana mesafe koymanın hiç de kolay olmayacağı da bir başka gerçek. Bu yüzden çok da zora gelemediğimizi itiraf etmeliyim. En iyisi benim de çokça yaptığım gibi kahramanlarımızın karakterlerinde yaşamak.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Son olarak: Sizi hiç tanımayan biri kitaplarınızı ilk kez eline aldığında neyle karşılaşsın istersiniz bir sığınakla mı, bir uyanışla mı, yoksa bir yüzleşmeyle mi?
Erdal ÇİL: Fizyolojik şartlar insan için daha önceliklidir. Bunalmış, tükenmişlik sendromu içinde debelenen, çaresiz kalmış insanların sesi olmak, sığınağı olmak güzel. Uyanmak ve yüzleşmek ihtiyacı o anlamda daha ötelenebilirken darda düşenin elinden tutabilmek, ona bağrını açabilmen sanırım güzel olduğu kadar da ulvi bir duygu. Böyle olabilirsek ne mutlu bize.
Mustafa Ali ÖZTÜRK: Erdal Çil’in cümleleri, sadece bir yazarın değil; aynı zamanda bir insan gözlemcisinin, bir vicdan sahibinin sesi. Onun kelimelerinde hem yorgun bir dünyanın ağırlığı hem de insana yeniden güvenmeyi hatırlatan bir umut var. Belki de bu yüzden, bütün yollar sonunda gerçekten insana çıkıyor. Bizlere vakit ayırdığı için, samimi cevapları için kendisine ayrıca teşekkür ediyorum…
Share this content:



Yorum gönder