Carl Gustav Jung’un düşüncelerinden esinlenen kurgusal bir sohbet:
— Jung, insan kaç kere doğar? diye öğrencilerine sordu ve bir süre sustu.
Sanki sorunun cevabını vermeden önce, insanın içindeki bütün gürültünün dinmesini bekliyordu. Sonra yavaşça konuştu:
— Üç kere.
— Üç kere mi?
— İlki, dünyaya geldiğin gündür. İkincisi, dünyanın seni şekillendirmeye başladığı gün. Üçüncüsü ise… Jung durdu.
— Kendinden doğduğun, kendini bulduğun gün.
— Kendinden doğmak ne demek?
— Dünyanın sana söylediği kişi olmaktan çıkıp, kim olduğunu kendine sormaya başladığın gün.
Bir an sustum.
— Yani insan doğduğu gün gerçekten doğmuş olmuyor mu?
— Bedenin doğar ama ruhunun bütün kapıları aynı anda açılmaz. İlk doğumunda dünyaya gözlerini açarsın. Henüz kim olduğunu bilmezsin.
İçinde büyük bir ihtimal vardır. Henüz adı konmamış bir hayat…Henüz kimsenin dokunmadığı bir öz…
— Peki kim belirliyor bunu?
— Önce annen. Sonra baban. Sonra öğretmenin. Sonra arkadaşların. Sonra toplum ve sen daha kendine, “Ben kimim?” diye soramadan, sana kim olman gerektiğini anlatmaya başlarlar.
— Nasıl?
Jung’un sesi derinleşti:
— “Sen akıllısın.” “Sen beceremezsin.” “Bizim ailede böyle davranılmaz.”
“Bunu yaparsan insanlar ne der?” “Şu mesleği seç.” “İyi çocuklar böyle yapar.” “Erkek adam ağlamaz.” “Kadın dediğin…” “Başarılı olmalısın.”
“Bizi mahcup etme.”
Ve sen…
Daha hayatın başındayken, başkalarının cümlelerinden kendine bir kimlik örmeye başlarsın.
— Ama bunların çoğu sevgiyle söyleniyor.
— Evet. İşte hayatın en ince paradokslarından biri de budur. Seni seven insanlar, bazen seni korumak isterken sana kendilerinden bir hayat bırakırlar. Sen de o hayatı kendi hayatın sanabilirsin.
— İşte ikinci doğum bu mu?
— Evet. Çocuk büyür. Ama yalnızca bedeni büyümez. Üzerine kimlikler giydirilir. İyi çocuk, başarılı öğrenci, uslu insan, iyi evlat iyi eş, iyi anne, iyi
Baba, başarılı yönetici, güçlü insan…Kendisine verilen değerleri, korkuları, beklentileri ve doğruları zamanla kendi doğruları sanabilir.
— İnsan bunu fark etmez mi?
— Çoğu zaman etmez.
— Neden?
— Çünkü insan alıştığı şeyi kendisi sanmaya başlar.
Bu cümle içimde uzun süre yankılandı.
— Peki ya kendi sesi?
— İşte mesele tam burada başlar. Kendi sesin, başkalarının sesleri arasında yavaş yavaş kısılabilir. Birgün “Ne istiyorum?” diye sormak yerine, “Benden ne bekleniyor?” diye sormaya başlarsın.
— Bir ilişkide sevdiğin için değil, yalnız kalmaktan korktuğun için kalabilirsin.“Hayır” demek istediğin yerde “evet” diyebilirsin.
— İnsan neden böyle yapar?
— Kabul edilmek ister. Sevilmek ister. Dışlanmaktan korkar. Bazen kendi sesini susturur ki başkalarının sesini kaybetmesin.
— Peki sonra?
Jung gözlerini üzerimde tuttu.
— Kendine şu soruyu sorarsın: “Ben gerçekten kimim?”
“Ben böyleyim.”
Jung başını hafifçe kaldırdı.
— Oysa belki de sen böyle değilsin.
— Ya neyim?
— Sana öğretilen kişisin.
Bu cümle içimde ağır bir taş gibi kaldı.
— Peki insan bunu ne zaman fark eder?
— Çoğu zaman bir kırılmanın içinde. Bazen bir kayıpta. Bazen büyük bir hayal kırıklığında. Bazen yıllardır taşıdığın hayatın artık sana dar gelmeye başladığında. Bazen herkes seni alkışlarken içinde neden bu kadar sessizlik olduğunu anlayamadığında.
Ve bir gün…Aynaya bakarsın. Yüzünü görürsün ama ilk kez yüzünün arkasındaki insana bakarsın. Ve sorarsın:
“Ben gerçekten kimim?” Jung sustu. Sonra:
— İşte üçüncü doğumun kapısı orada açılır.
KENDİNDEN DOĞMAK
— Üçüncü doğum kolay mıdır?
— Hayır. Çünkü kendini bulmak, bazen kendin sandığın birçok şeyi kaybetmeyi göze almaktır.
— Neyi kaybetmek?
— Başkalarının onayını. Alışkanlıklarını. Sana ait olmayan korkuları.
Başkalarının senin için kurduğu hayatı ve en önemlisi… Kendin hakkında yıllardır anlattığın hikâyeyi.
— Peki sonra?
— Sonra kendine dönersin. Korkularına bakarsın. Yeteneklerini keşfedersin. Değerlerini sorgularsın. Eksiklerini kabul edersin. Kusurlarınla kavga etmeyi bırakırsın. Ve sana ait olmayan beklentileri birer birer üzerinden çıkarırsın. Sonra bazı sorular yeniden doğar: Ben ne istiyorum? Benim için gerçekten önemli olan ne? Nasıl bir insan olmak istiyorum? Hayatımı kimin doğrularıyla yaşıyorum? Kendi sesimi en son ne zaman duydum?
— Bunların cevaplarını bulunca insan özgür olur mu?
Jung gülümsedi.
— Özgürlük, istediğin her şeyi yapabilmek değildir. Özgürlük, kendini kaybetmeden yaşayabilmektir. Herkes seni sevmeyebilir. Herkes seni anlamayabilir. Herkes senin seçimini doğru bulmayabilir. Ama sen kendi içindeki sesi duyabiliyorsan, kalabalığın içinde bile yalnız değilsindir.
— Jung, bunu bir hikâye ile örneklendirdi.
AYNADAKİ KRAL
Kadim bir hikâyede genç bir Kral, ülkesinin en bilge insanına sorar:
“Bana dünyadaki en değerli şeyi göster.” Bilge onu büyük bir aynanın karşısına götürür.“İşte.” Kral aynaya bakar. “Ben zaten kendimi görüyorum.”
Bilge başını sallar:
“Hayır. Yüzünü görüyorsun. Kendini görmek başka, kendini bilmek başka.”
Sonra Kıralı saraydan çıkarıp kalabalığın ortasına götürür.
“Şimdi insanlara sor. Her biri sana kim olduğunu söyleyecektir.”
“Kimi seni güçlü diyecek.” “Kimi zengin.” “Kimi kral.” “Kimi korkulan biri.”
Kral şaşırır:
“Peki ben hangisiyim?” Bilge ona bakar:
“İşte hayatının geri kalanını bu sorunun cevabını bulmak için yaşayacaksın.”
— Kral aslında biziz. Hepimiz.
Çünkü sen de hayat boyunca sana verilen isimlerin, rollerin ve sıfatların arasında yaşarsın. İyi çocuk…Başarılı insan…İyi eş…İyi anne…İyi baba…Başarılı yönetici… Ama bütün bunların altında başka bir şey vardır. “Sen.”
Ve hayat bir gün senden bütün unvanlarını çıkarır. Elinden başarılarını alabilir. Statünü değiştirebilir. İnsanları hayatından götürebilir. Aynanı kırabilir ve seni kendinle baş başa bırakabilir. İşte o zaman asıl soru ortaya çıkar: “Bütün bunlar olmadan önce sen kimdin?”
ÜÇÜNCÜ DOĞUM
Jung’un sesi artık neredeyse fısıltıya dönüşmüştü:
— İnsan, başkalarının kendisi için yazdığı hikâyeyi yaşamaktan vazgeçtiği gün kendi hikâyesini yazmaya başlar.
— Bu kolay değil.
Çünkü kendine dönmek cesaret ister. Kendine dürüst olmak ister. Bazen yalnız kalmayı göze almak ister. Ama insan kendinden uzak yaşayarak daima bir eksiklik taşır. Kendini tanıdıkça başkalarının onayına daha az ihtiyaç duyarsın. Hatalarını kabul ettikçe kendine düşman olmaktan vazgeçersin. Kendini olduğun hâlinle kabul ettikçe, olmak istediğin kişiye doğru yürümeye başlarsın.
Sonra anlarsın:
Çünkü ilk doğum sana verilir.
İkinci doğum seni şekillendirir.
Ama üçüncü doğum…
Senin kendi özünden yeniden doğmandır.
Ve belki de gerçek hayatın tam o anda başlar.
