Türk edebiyatının müstesna kalemlerinden Beşir Ayvazoğlu birbirinden eşsiz eserlerle hem edebiyat hem de kültür tarihine önemli notlar düşüyor. Her bir eserinde çok farklı konuları ve karakterleri ele alan yazarın kitaplarını okurken elimde bir kalem, önümde bir defter not almadan duramıyorum. Son olarak elime aldığım kitabı Divanyolu eserini açar açmaz okuduklarım beni heyecanlandırdı. Hemen yazmaya koyuldum.
Müellif birinci baskı için ön söz yazmış.
Ön sözde yaşadığı şehri, semti, sokağını merak ettiğini ve orayı hissetmek istediğini dile getirerek satırlara başlıyor. Tarih ilminin kaynağının merak olduğunu ve Divanyolu eserinin de böyle bir merak ve heyecandan doğduğunu dile getiriyor.
Bilmeyen için dile getirmek gerekirse Divanyolu İstanbul’un kalbi diyeceğimiz bir nokta, asıl İstanbul olan Suriçi’nin göbeğinden geçen caddenin adı, o cadde ki sağında solunda en kıymetli eserleri barındırır. Atik Ali Paşa Camii, 2. Mahmut Türbesi, Çemberlitaş Sütunu, Firuz Ağa Camii, Köprülü Külliyesi… Daha adını sayamayacağımız onlarca eser. Ayrıca Sultanahmet Meydanı ve Camisi, Ayasofya Kebir Cami, İstanbul Üniversitesi, Beyazıt Meydanıve Camii de bu güzergahın etrafında konumlanmıştır.
Ayrıca Devlet-i Aliyye döneminde ihtişamın, törenlerin, eğlencenin, siyasetin merkezinde bir yer olmuştur. Böyle bir yer için yazar “bir düşünce yapısının da temsili” der: “Divanyolu’nu yazarken amaçlarımdan birinin de İstanbul’un can damarının İstiklal Caddesi değil , Divanyolu olduğunu hatırlatmak kültür ve sanat çevrelerinin dikkatini bu çevreye çekmekti.” Beşir Ayvazoğlu ayrıca İstiklal ve Divanyolu’nda insan davranışlarının da değiştiğini ekler. Her şeye rağmen de İstanbul’un nabzının Divanyolu’nda attığını belirtir ama 1980 sonrası Bab-ı Ali’nin hızlıca taşınması kalan mekanların halıcı olması, yayıncıların imkan buldukça bölgeyi terk etmesi, Sahaflar Çarşı’sının perişan haline de çok üzülür.
Ön sözün benim adıma en can alıcı satırları şurasıdır: “Divanyolu’nun yeninden bir cazibe merkezi haline gelmesi için her gün milyonlarca insan tarafından çiğnenmesine sebep olan iş yerlerinin, atölyelerin, imalathanelerin bu civardan uzaklaştırılması gerekir. Divanyolu bir ilim ve kültür yolu olarak ihya edilebilir. Ama galiba bunun için önce Türkiye’yi fantazilere ve hayallere kaynak ayırabilecek kadar zengin, müreffeh bir ülke haline getirmek gerekiyor. İlk baskısı 2003 yılında yapılan bu kitap umarım böyle bir süreci başlatır.”
Son satırların üzerine uzun uzun düşündüm. Bir büyük mirasın üzerinde oturan bizler ne yazık ki yaşadığımız coğrafyanın kültürü, tarihi ve mimarisinin kıymetini bilmiyoruz. Beşir Ayvazoğlu üstad Divanyolu için bir meşale yakmış. Yaşadığımız şu günlerden geriye dönüp bakıyorum 23 yıl geçmiş. Maddiyat merkezli bir iyi niyet beklentisi var. Lakin bence yaşadığımız kriz düşünce yapısı ile alakalı. Maddi manada belli bir seviyeye gelmiş toplumda kültür ve mimari adına yeterli alakanın olmadığı çok açık. Bırakalım böyle bir alakayı İstanbul’un kalbi için yazılmış kitaba -yani Divanyolu adlı esere- kaç kişi alaka göstermiş? Elimdeki kitap 3. basım olarak görünüyor. Bugün vasıfsız birçok kitabın yüz binler sattığı ortamda en hafif tabirle ayıp diyebiliyorum. Divanyolu bir medeniyetin bir payitahtın kalbi. Başka İstanbul ve başka Divanyol’u yok! Bu duyarsız ve ağırdan alan aklımız sadece İstanbul için değil ülkenin birçok yerindeki değerler için de geçerli. Efendim, devletimiz bir şeyler yapıyor. Evet, görüyoruz ama daha fazlası gerekir. Bunun için de toplum duyarlılığının en üst seviyede olması gerekir. Yıkılıp giden konaklar, mezata çıkmış eski yapılar, kötü bir restorasyona uğrayan camiler, kıymeti bilinmeyip dönüşen sokaklar ve nice nice kültür ögesi kaybolup giderken yüreğimiz sızlamaz mı?
Divanyolu genişletilirken de böyle bir kıyıma uğramış. Daha 1865 yılında Hocapaşa yangını fırsat bilinerek yapılmış böyle bir hoyratça yıkım. Sonrası cumhuriyet dönemi başında kaybolup giden eserler, Menderes dönemi, kıyımları ve ardından gelen caddenin dönüşümü esnasında bir çıkar amacına dönüşen düzen haline gelmiş. Kadim İstanbul’un mührü olan Fatih ilçesinde ve şehrin kalbi sayılabilecek Divanyolu özelinde büyük bir dönüşüm gerekiyor. Bizans ve Osmanlı mirası Suriçi yeniden değerlendirilip ticaretin ilçe dışına çıkarıldığı kültür ve sanatın ön plana alındığı sade yaşam için ahalinin bir düzenden geçirildiği ve turizmin nitelikli hale getirildiği bir yer olmak zorunda. Aksi halde daha hangi eserler yitip gidecek diye çetele tutmaya devam ederiz. Ayrıca Beşir Ayvazoğlu’nun 23 yıldır beklediği o güzel rüya için bir 23 yıl daha beklemek zorunda kalırız. Tabi Divanyolu kalırsa…
