Muzaffer Yurttaş
Bitkilerden Şifaya, Bilimden Geleceğe
26-27 Eylül 2026 tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen 1. Uluslararası Katılımlı 6. Ulusal Fitoterapi-Fitovizyon Kongresi, bitkilerin sağlık alanındaki kullanımını bilimsel bir zeminde ele alan önemli bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Yıldız Teknik Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen kongreye çok sayıda hekim, eczacı, akademisyen, araştırmacı ve sektör temsilcisi katıldı.
Kongre başkanlığını Prof. Dr. Murat Kartal yaptığı programda ilk olrak Kongre Başkanı olarak Prof.Dr. Murat Kartal genel ve açıklayıcı bilgiler verdi. İstanbul İl Tarı Müdürü Suat Parıldar tıbbi aromatik bitkiler yetiştirilmesi, bitkisel ürün ruhsatları ile ilgili bakanlığının yaptığı çalışmaları aktardı. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç Kurumu Bitkisel Ürünler Daire Başkanı Dr. Zafer Kalaycı bugüne kadar yapılan çalışmaları ve öneminin altını çizdi. Önümüzdeki döneme projeksiyon tuttu. Fitoterapi konusunda ülkemize öncülük edenlerden biri olan Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Akçakaya kongrenin ve yapılan çalışmaların önemine değindi. Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik adına rektör yardımcısı katılımcılara hoş geldiniz konuşması yaptı.
Eşimle birlikte katılma imkânı bulduğumuz kongre, benim açımdan hem bilimsel hem de mesleki bakımdan oldukça verimli geçti.
Fitoterapiyi, tıbbi bitkilerin sağlık amacıyla bilimsel bilgi ve yöntemler doğrultusunda kullanılması olarak değerlendirmek gerekiyor. Geleneksel bilgiler elbette kıymetlidir. Yüzyıllar boyunca nesilden nesile aktarılan bitkisel kullanım tecrübelerinin önemli bir kültürel birikim olduğu açıktır. Fakat bu bilgilerin modern bilimsel yöntemlerle araştırılması, etkinliklerinin ve güvenilirliklerinin ortaya konulması gerekir. Kongrede yapılan değerlendirmelerde de bu konu özellikle vurgulandı.
Bezmialem Vakıf Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Adem Akçakaya, Türkiye’nin sahip olduğu bitki zenginliğinin sağlık alanında değerlendirilebilmesi için bilimsel araştırmanın önemine dikkat çekti. Tıbbi ve aromatik bitkilerin bilimsel olarak araştırılması, güvenilir ve standart ürünlere dönüştürülmesi ve elde edilen bilgi birikiminin yeni araştırmaların önünü açması gerektiğini ifade etti. Bu yaklaşım son derece önemli.
Çünkü Türkiye, bitki çeşitliliği bakımından gerçekten büyük bir potansiyele sahip. Anadolu coğrafyası binlerce yıldır farklı medeniyetlerin bitkilerle ilgili bilgi ve tecrübelerinin buluştuğu bir alan olmuştur. Bugün yapılması gereken, sahip olduğumuz bu zenginliği sadece geleneksel bilgiler düzeyinde bırakmamak; bilimsel araştırmalarla desteklemek ve ülkemizin ekonomik ve sağlık alanındaki gücüne dönüştürmektir.
Türkiye’nin büyük bir potansiyeli var
Fitoterapi yalnızca hekimleri veya eczacıları ilgilendiren bir alan değil. Bu konu; sağlık müdürlüklerinden tarım müdürlüklerine, üniversitelerden araştırma merkezlerine, üreticilerden ilaç ve bitkisel ürün sektörüne, kimyagerlerden eczacılara ve ilgili diğer uzmanlara kadar geniş bir iş birliğini gerektiriyor.
Türkiye’nin farklı illerinde İl Sağlık Müdürlükleri, İl Tarım ve Orman Müdürlükleri, üniversiteler, hekimler, eczacılar, kimyagerler, üreticiler ve sektör temsilcilerinin bir araya geleceği bilimsel toplantıların artırılması gerektiğine inanıyorum.
Her ilin kendine özgü bir bitki zenginliği bulunuyor. Bu zenginliklerin tespit edilmesi, korunması, bilimsel olarak araştırılması ve ekonomik değere dönüştürülmesi için yerel ölçekte çalışmalar yapılabilir.
Üniversiteler bu çalışmaların bilimsel ayağını oluşturabilir. Tarım teşkilatları üretim ve yetiştiricilik konusunda katkı sağlayabilir. Sağlık teşkilatları sağlık boyutunu değerlendirebilir. Hekimler ve eczacılar klinik uygulamalar konusunda yol gösterebilir. Üreticiler ve sektör temsilcileri ise elde edilen bilimsel sonuçların ürüne dönüşmesinde önemli rol üstlenebilir.
Böylece tarladan laboratuvara, laboratuvardan ürüne, üründen insan sağlığına uzanan bütüncül bir sistem kurulabilir.
Türkiye’nin bu alanda dünyada söz sahibi olabilecek önemli bir potansiyele sahip olduğunu düşünüyorum. Bunun için bilimi, üretimi ve geleneksel bilgi birikimini aynı zeminde buluşturmak gerekiyor.
Doğallık, bilinçli kullanımın yerine geçmemeli
Kongrede üzerinde durulan konulardan biri de bitkisel ürünlerin bilinçli kullanımıydı.
Vatandaşlarımızın bitkisel ürünlere yönelmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak kullanılan ürünlerin içeriğinin, dozunun, etkileşimlerinin ve kişinin mevcut sağlık durumuyla uyumunun bilinmesi gerekir.
Özellikle düzenli ilaç kullanan kişilerin kullandıkları bitki çaylarını, takviyeleri ve diğer bitkisel ürünleri hekimleriyle paylaşmaları büyük önem taşımaktadır.
Burada temel ilkemiz şu olmalıdır: Bitkisel ürünleri ne küçümsemeli ne de mucizeleştirmeliyiz. Bilimin rehberliğinde, doğru ürünü doğru şekilde ve doğru kişide kullanmayı öğrenmeliyiz.
Kongrede ayrıca Bezmialem Vakıf Üniversitesi bünyesinde tıbbi ve aromatik bitkiler alanındaki araştırmaların geliştirilmesine yönelik çalışmalar ve Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Araştırma ve Referans Merkezi’nin kuruluş süreci hakkında da bilgiler paylaşıldı.
Bu tür merkezlerin artması, Türkiye’nin sahip olduğu potansiyelin bilimsel birikime ve katma değere dönüşmesi açısından önem taşıyor.
Anadolu’nun Dev Eczanesi
Anadolu coğrafyası, sahip olduğu bitki çeşitliliği bakımından adeta devasa bir eczane niteliğinde.
Ülkemizde yaklaşık 12 bin çeşit şifalı bitkinin bulunduğu, bunların yaklaşık 4 bininin endemik olduğu ifade ediliyor. Manisa da bu zenginliğin önemli merkezlerinden biri. Şehrimizde 78 çeşit endemik bitkinin bulunması, aslında önümüzde ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu gösteriyor.
Fakat asıl mesele, bu bitkilerin sadece topraklarımızda yetişiyor olması değil; onların bilimsel olarak araştırılması, korunması, standardize edilmesi, katma değerli ürünlere dönüştürülmesi ve insan sağlığının hizmetine güvenilir biçimde sunulmasıdır.
Bugün dünyada tıbbi ve aromatik bitkiler ile bitkisel ürünlere yönelik pazar hızla büyüyor. 2000 yılında yaklaşık 60 milyar dolar seviyesinde olan aromatik ve tıbbi bitkisel ürünler pazarının 2025 yılında 288,30 milyar dolara ulaştığı belirtiliyor.
Türkiye’nin bu büyük pazardan aldığı pay ise henüz sahip olduğumuz potansiyeli yansıtacak seviyede değil.
Türkiye’nin yaklaşık 650 milyon dolarlık bir pazar büyüklüğüne ve 400 milyon dolarlık ihracata sahip olduğu; tıbbi ve aromatik bitkiler alanında yaklaşık 100 ülkeye ihracat yaptığı ifade ediliyor. Dünya pazarındaki payımızın ise yaklaşık yüzde 1 seviyesinde olduğu ve ihracatçı ülkeler arasında 18. sırada bulunduğumuz belirtiliyor.
Tarım ve Hayvancılık Sürdürülebilirlik Raporu da Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitkilerin üretim ve ticaretinde dünya genelinde ilk 20 ülke arasında yer aldığını ortaya koyuyor. Rapora göre Türkiye’nin 2023 yılında tıbbi ve aromatik bitki ihracatı yaklaşık 75 bin ton ve 214 milyon dolar seviyesinde gerçekleşmiş durumda. Bu rakamlar, farklı ürün grupları ve veri kapsamları nedeniyle kullanılan diğer pazar büyüklüğü ve ihracat rakamlarından farklılaşabiliyor.
Bütün bu rakamların bize söylediği şey aslında çok açık:
1)Türkiye’nin potansiyeli büyük, ancak bu potansiyelin katma değere dönüşmesi için daha çok çalışmamız gerekiyor.
2)Sağlık, tarım ve bilim aynı masada buluşmalı
3)Bu alandaki gelişmeler yalnızca özel sektörün çabalarıyla gerçekleştirilemez.
4)Sağlık Bakanlığı bünyesinde bitkisel ürünlerle ilgili yapılanmanın bulunması, üniversitelerde fitoterapi eğitimlerinin verilmesi ve araştırma merkezlerinin kurulması önemli adımlardır.
5)Bezmialem Vakıf Üniversitesi bünyesinde tıbbi ve aromatik bitkiler konusunda kapsamlı bir araştırma merkezinin oluşturulmasına yönelik çalışmaların yürütülmesi de bu açıdan önemli bir gelişmedir.
6)Aynı üniversite bünyesinde hekimlere yönelik fitoterapi sertifikasyon eğitimlerinin sürdürülmesi ise sağlık çalışanlarının bu alandaki bilimsel bilgi birikiminin artırılması bakımından değerlidir.
7)Önümüzdeki dönemde yapılması gereken, bu çalışmaları ülke geneline yaymak ve farklı disiplinleri ortak bir zeminde buluşturmaktır.
8)Sağlık müdürlükleri, tarım müdürlükleri, üniversiteler, araştırma merkezleri, hekimler, eczacılar, kimyagerler, üreticiler ve sektör temsilcileri aynı masa etrafında buluşmalıdır.
9)Her ilin sahip olduğu bitki zenginliği ayrı ayrı ele alınabilir. Hangi bitkilerin yetiştiği, hangilerinin endemik olduğu, hangilerinin ekonomik ve tıbbi değer taşıdığı bilimsel çalışmalarla ortaya konulabilir.
10)Manisa özelinde düşündüğümüzde, 78 endemik bitkinin varlığı bile başlı başına önemli bir araştırma alanıdır.
Pazar büyüyor, sorumluluk da büyüyor
Gıda takviyeleri alanındaki rakamlar da toplumdaki ilginin ne kadar hızlı arttığını gösteriyor.
Verilen verilere göre ülkemizde 21 Şubat 2024 tarihinde 21.057 olan izinli gıda takviyesi sayısı, 25 Eylül 2026 itibarıyla 28.183’e yükselmiş durumda.
Bu artış, bitkisel ürünlere ve gıda takviyelerine yönelik ilginin büyüdüğünü gösteriyor. Ancak ürün sayısının artması kadar önemli olan bir başka konu da ürünlerin güvenilirliği, standardizasyonu, doğru bilgilendirme ve bilinçli kullanım meselesidir.
Burada bilim insanlarına, hekimlere, eczacılara, üreticilere ve kamu kurumlarına önemli görevler düşüyor.
İnsanlarımızın doğal ürünlere olan ilgisini küçümsememeliyiz. Fakat doğal ürünleri de bilimsel değerlendirmeden uzak tutmamalıyız.
Doğallık, bilimin alternatifi değil; bilimin araştırması gereken alanlardan biridir.
Bu nedenle fitoterapiyi ne geleneksel bilgiyi tamamen reddeden ne de her bitkisel ürünü sorgusuz sualsiz kabul eden bir anlayışla ele almalıyız. Geleneksel bilgi ile modern bilimi buluşturmalı; etkinliği, güvenilirliği ve standardizasyonu bilimsel yöntemlerle ortaya koymalıyız.
Manisa için de önemli bir fırsat
Manisa’nın sahip olduğu 78 endemik bitki, şehrimiz açısından da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir zenginliktir.
Manisa’da üniversitemiz, sağlık kurumlarımız, tarım teşkilatımız, üreticilerimiz ve sektör temsilcilerimiz bir araya gelerek “Manisa Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Envanteri” oluşturabilir.
Hangi bölgemizde hangi bitkiler yetişiyor?
Hangileri endemik?
Hangileri ekonomik değere sahip?
Hangilerinin kültüre alınması mümkün?
Hangileri üzerinde akademik araştırmalar yapılabilir?
Hangi bitkilerden katma değeri yüksek ürünler geliştirilebilir?
Bu soruların cevaplarını bilimsel çalışmalarla ortaya koyabilirsek Manisa, yalnızca bitki çeşitliliği bakımından değil, tıbbi ve aromatik bitkilerin araştırılması, yetiştirilmesi, işlenmesi ve katma değerli ürünlere dönüştürülmesi bakımından da örnek bir merkez haline gelebilir.
Bunun için belki de Manisa’da üniversitemizin öncülüğünde, kamu kurumları ve sektör temsilcilerinin katılımıyla bir Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Çalıştayı düzenlemek iyi bir başlangıç olabilir.
Çünkü Anadolu’nun toprağında yetişen her bitkinin bir hikâyesi, her hikâyenin de bilimsel olarak araştırılmaya değer bir yönü vardır.
Mesele sadece bitkiyi tanımak değil; onu korumak, bilmek, araştırmak, geliştirmek ve insanlığın hizmetine sunabilmektir.
Bilim insanları ile sektör bir araya gelmeli
Kongre salonunda farklı sektörlerden firmaların bitkisel destek ürünlerini tanıttığı stantlar da yer alıyordu.
Bu tür organizasyonların önemli bir başka yönü de bilim insanlarıyla sektör temsilcilerini aynı ortamda buluşturmasıdır.
Elbette sektörün gelişmesi için ticari hareketlilik gereklidir. Ancak sağlık alanında söz konusu olan ürünlerde ticari kaygıların önünde bilimsel güvenilirlik, kalite, standartlaşma ve insan sağlığı bulunmalıdır.
Bilim insanlarının ürettiği bilgi ile sektörün üretim kabiliyeti buluştuğunda ortaya çok daha nitelikli sonuçlar çıkabilir.
Bu nedenle fitoterapi alanındaki kongrelerin, sempozyumların, çalıştayların ve bilimsel toplantıların ülkemizin farklı bölgelerinde yaygınlaştırılması gerektiğine inanıyorum.
İstanbul’dan Bursa’ya…
Kongre vesilesiyle bulunduğumuz İstanbul’da kızlarımız, damadımız ve torunumuzla da buluşma imkânımız oldu. Bilimsel bir programın yoğunluğu içerisinde ailemizle bir araya gelmek, hasret gidermek bizim için ayrıca güzel bir vesileydi.
İstanbul’dan dönüşte Bursa’ya uğradık.
Bursa benim sevdiğim şehirlerden biridir. Her köşesinde kadim medeniyetimizin izlerini görmek mümkündür.
Bursa’ya her gittiğimde özellikle Ulu Cami’yi ziyaret etmeye, orada dua etmeye gayret ederim. Kozahan ve çevresini, Kapalıçarşı’yı dolaşmak; şehrin tarihî dokusu içerisinde biraz yürümek bana her zaman ayrı bir huzur verir.
Bu ziyaretimizde de Bursa’yı yeniden görme, tarihimizin ve medeniyetimizin izleri arasında dolaşma fırsatı bulduk.
Bir tarafta geleceğin sağlık anlayışını konuştuğumuz bilimsel bir kongre, diğer tarafta asırlardır ayakta duran medeniyetimizin eserleri…
Aslında ikisi de bize aynı şeyi hatırlatıyor:
Geçmişin birikimini koruyarak geleceği inşa etmek.
Türkiye’nin önünde sağlık, tarım, bilim, teknoloji ve doğal kaynaklar bakımından önemli fırsatlar bulunuyor. Önemli olan sahip olduklarımızın farkına varmak, bunları bilimsel bilgiyle buluşturmak ve insanlığın hizmetine sunabilmek.
Fitoterapi alanında düzenlenen bu kongreyi de bu açıdan değerli buluyorum.
Bilim insanlarının, hekimlerin, eczacıların, üniversitelerin, kamu kurumlarının ve sektör temsilcilerinin daha fazla bir araya gelmesi; bilgi ve tecrübenin paylaşılması ülkemizin bu alandaki gücünü artıracaktır.
Anadolu’nun toprağında yetişen bitkileri bilimin ışığında araştırmak, şifayı bilgiyle buluşturmak ve Türkiye’nin sahip olduğu bu büyük potansiyeli insanlığın hizmetine sunmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu vesileyle kongrenin düzenlenmesinde emeği geçenleri, kongre başkanı Prof. Dr. Murat Kartal’ı, Bezmialem Vakıf Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ni, Fitoterapi Derneği’ni ve katkı sunan tüm kurum ve kuruluşları tebrik ediyorum.
İstanbul’dan Bursa’ya, bilimden medeniyetimize uzanan güzel bir yolculuğun ardından bütün dostlarıma gönülden selam ve saygılarımı sunuyorum.
Dr. Muzaffer YURTTAŞ
28 Eylül 2026 – Manisa

Sayın Başkanım Muhterem Kardeşim elinize emeğinize yüreğinize sağlık çok faydalı bir bilgilendirme olmuş…